Haber

COVID-19 hastası gazeteci: ‘İlk teşhise güvenseydim hastalığı onlarca kişiye bulaştırabilirdim’

Gazeteci Erhan Akbaş, COVID-19 belirtileri nedeniyle başvurduğu Erciş Devlet Hastanesi'nde yaşadıklarını Journo'ya anlattı.
Van’ın Haber Erciş gazetesinin genel yayın yönetmeni Erhan Akbaş, COVID-19 belirtileriyle başvurduğu devlet hastanesinde kendisine iki kez tomografi çekildiğini ve “İyi görünüyorsun” denilerek eve gönderilmek istendiğini söyledi.
Kendi ısrarı üzerine test yapılınca COVID-19 olduğu anlaşılan Akbaş, “Doktorun teşhisine güvenseydim, hastalığı birçok insana bulaştırabilirdim” dedi.
Van-Hakkari Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Dr. Hüseyin Yaviç ise yetkililerin bilim insanlarıyla tüm verileri paylaşıp sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapması hâlinde bu salgının üstesinden gelinebileceğini vurguladı.

COVID-19 salgınının ilk günlerinde birçok uzmanın yaptığı tahmin tutmadı ve koronavirüs yaz aylarında hız kesmedi. Şimdi sonbaharla birlikte daha da fazla vakanın görülmesinden endişe ediliyor. Van ise bugünlerde vaka sayısının en çok arttığı iller arasında sayılıyor. Haber Erciş Genel Yayın Yönetmeni Erhan Akbaş da bu ilde koronavirüse yakalananlardan biri. Akbaş, hastane sürecinde bizzat yaptığı gözlemlere ve edindiği izlenime göre yeterli önlemlerin alınmadığını, bu nedenle salgının yayıldığını düşünüyor.

Akbaş, geçen hafta kendisinde COVID-19 belirtileri görünce ilk kez Erciş Devlet Hastanesi’ne başvurdu. Burada doktorun talebi üzerine akciğer tomografisi çekildi. “İyi görünüyorsun” denilerek ağrı kesici ve antibiyotik yazılıp evine gönderildi.

Altı gün sonra bu kez tat ve koku kaybı, eklem ağrısı ve nefes alamama şikâyetiyle yeniden hastaneye giden Akbaş, kendisine COVID-19 testi yapılmasını talep etti. Bir kez daha akciğer tomografisi çekilip yine “Bir şeyin yok” denilerek eve gönderilmek istendiğini belirten Akbaş, gazeteci olduğu için sürekli halkın ve toplulukların içinde olduğunu vurgulayıp test yaptırmakta ısrarcı oldu.

Doktordan “Biz sadece durumu kötü olan hastalara test yapıyoruz” cevabını alan Akbaş’ın, durumu Sağlık Bakanlığı‘na ileteceğini söylemesi üzerine sonunda test yapıldı. Burun ve ağızdan alınan sürüntü örnekleri alınarak yapılan bu COVID-19 testinde sonuç pozitif çıktı.

İki kez radyasyona maruz kaldı

Akbaş, radyasyon riskine rağmen bir haftada iki kez tomografi çekimine maruz kaldığını aktararak hastanede yaşadıklarını şu ifadelerle aktardı:

  • Doktor benden evvelki hastaya, ‘Semptomlarınız yeni başlamış, akciğer tomografisi çeksek bile bir şey çıkmaz. Akciğere inmesi zaman alıyor’ diyerek vücudu boşuna radyasyona maruz kalmasın diye ona tomografiyi tavsiye etmemişti. Bana ise altı günde iki kez tomografi çekildi.
  • Her iki tomografi sonucunda da ciğerlerim temizdi ama hasta olduğumun da farkındaydım. Doktorun ‘İyisin, bir şeyin yok’ sözüne itimat edip test yapmakta ısrar etmesem belki de çıkıp dışarıda onlarca insana bu virüsü bulaştırmış olacaktım. Maalesef maruz kaldığım durum bundan ibaret. Sekiz günün sonunda pozitif olduğumu öğrenebildim. Yaşadığım durum gösteriyor ki korona tedbirleri yetersiz ve bazı hastanelerin durumu ciddiye almamasından dolayı virüs yayılıyor.

‘Testi sadece durumu kötü olan hastalara yapıyoruz mantığı yanlış’

Sağlık personeli, gişe memurları, kasiyerler, kuaför, berberler, uçaklardaki kabin görevlileri ve şoförler gibi, gazeteciler de çok sayıda insanlı sürekli temas hâlinde. Uzmanlar, meslekleri gereği “süper bulaştırıcı” olma potansiyeli taşıyan bu kişilerin daha sık COVID-19 testi taramasından geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – CEP TELEFONU VE MİKROFON NASIL TEMİZLENİR

Kendi gözlemlerine göre günlük ortalama 200 ila 250 kişinin COVID-19 belirtileriyle Erciş Devlet Hastanesi’ne başvurduğuna dikkat çeken Akbaş şunları ekliyor:

“Test hiç kimseye yapılmıyor maalesef. Sadece bir akciğer tomografisi çekiliyor. Akciğerleri temiz görünüp aslında pozitif olan benim gibi birçok hasta var. Hâl böyle olunca kişi COVID-19 olup olmadığı konusunda belirsizliğe düşüp bu süreçte hastalığı daha fazla kişiye bulaştırabiliyor. ‘Testi sadece durumu kötü olan hastalara yapıyoruz’ mantığı yanlıştır. Akciğer tomografisi yerine ilk etapta test yapılsa zaten kişinin pozitif veya negatif olduğu hemen belli olur, tedavisine başlanır, durumunun kötüleşmesinin önüne bu şekilde geçilir.”

‘PCR testleri yapılmıyor, yoğun tomografi insan sağlını tehlikeye atıyor’

Konuyla ilgili görüştüğümüz Van-Hakkari Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Dr. Hüseyin Yaviç de salgın sürecinde Van’da PCR (polimeraz zincirleme tepkimesi) testlerinin kısıtlı sayıda uygulandığına dikkat çekti. Yaviç şunları söyledi:

“Salgının ilerleyen dönemlerinde Sağlık Bakanlığı tarafından gönderilen genelge veya rehberler aracılığıyla test uygulama kriterleri daha da zorlaştırıldı. Sadece ileri yaş ve kronik hastalığı olanlara PCR testi uygulanıyor. Bunun sonucunda tanı amacıyla çok yoğun bir şekilde tomografi çekimine başvuruldu. Tomografinin yoğun radyasyon içermesi nedeniyle insan sağlığına olan zararlarından dolayı bu durum bilim çevrelerince eleştirilmesine rağmen, maalesef başta ilimi olmak üzere tüm ülke genelinde bu durumun önüne geçilemedi. Bunun yanı sıra tomografi ile tipik akciğer tutulumu tespit edilen COVID-19 vakalarının çoğu ellerine ilaç verilerek evlerine gönderildi.”

Sağlık Bakanlığı verilerine göre 1 Eylül itibarıyla toplam COVID-19 hastası sayısı 271 bini, vefat sayısı 6 bin 400’ü aştı. Günlük test sayısı 100 bin, hasta sayısı 1.500, iyileşen hasta sayısı ise 1.000 düzeyinde seyrediyor. 1 Eylül’de en az 47 hasta COVID-19 nedeniyle yaşamını yitirdi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – SALGINDA HABER TÜKETİCİSİNİN ZİHNİNE İŞLENEN İMGELER

Bu süreçte Türkiye’de uygulanan test sayısı 7.2 milyonu aşsa da, salgını kontrol altına almak için bu testlerin kimlere, ne zaman yapıldığı önem taşıyor. Gazeteci Akbaş gibi, topluluk içinde mesleğini yapan bir kişiye COVID-19 belirtilerine rağmen ancak kendi ısrarı üzerine ve günler sonra test yapılırken öte yanda bir ay içinde kendisine sekiz kez test yaptıran bir siyasetçi de var.

Hastaneye yatırılan ve eve gönderilen hastalara farklı ilaçlar veriliyor

Tedbirlerin yetersizliğinin salgını yaygınlaştırdığını ifade eden Yaviç sözlerini şöyle tamamlıyor:

  • Özellikle mayıs ayı ortalarından itibaren normalleşme söyleminin ortaya atılması, beraberinde 1 Haziran itibarıyla normalleşme adımları adı altında birçok kısıtlamanın kaldırılması nedeniyle salgın tekrar etkisini arttırdı. Şu an ilimizde hastanelerdeki yoğun bakımların neredeyse tamamı dolu, servisler ise büyük oranda dolu. Yatarak tedavi alması ve izole edilmesi gereken birçok hasta sağlık kurumlarının kapasite sorunu nedeniyle evlerine gönderiliyor.
  • Evine gönderilen insanların bir kısmı daha sonra kötüleşerek ya tekrar hastanelere başvurdu veya sağlık kurumu gözetiminde alması gereken tedaviyi alamayarak evinde hastalığı geçirmek zorunda kaldı. COVID-19 hastalığında bilinen en etkin ilaç olan favipravir sadece yatan hastalara veriliyor. Evine gönderilen COVID-19 hastalarına ise etkinliği bilimsel açıdan tartışmalı olan hidroksiklorokin (Plaquenil) veriliyor.

Resmi verilerin sahadaki verilerden farklı olması güvensizlik yaratıyor

  • COVID-19 ile ilgili verilerin sadece merkezi düzeyde paylaşılması, yerelde tabip odaları ve diğer STK’lar ile işbirliği yapılmaması; sahadaki verilerin Sağlık Bakanlığı’nın verilerinden çok farklı olması toplumda maalesef güvensizliğe sebep oluyor.
  • Bu sürecin bir diğer mağduru ise sağlık çalışanları. Onlarca kayıp veren sağlık çalışanları tedbirlerin kaldırılması ile birlikte tekrar vaka sayılarının yoğun bir şekilde artması nedeniyle ve ayrıca iş yüklerinin çok fazla olmasının da etkisiyle umutsuzluğa ve tükenmişlik duygusuna maruz kalmış vaziyetteler.
  • Sonuç olarak devletin; pandeminin temel sorumluluğunu topluma yüklemeden, başta tabip odaları olmak üzere bilim çevrelerini bu sürece katarak şeffaf bir şekilde kararlar alması, bu kararların bilimsel kriterlere uygun olması ve sosyoekonomik politikalarla desteklenmesi gerekiyor. Böylece bu sorunun üstesinden gelinebilir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – KORONAVİRÜS AŞISI HABERİ YAPARKEN DİKKAT

İdris Yılmaz

İdris Yılmaz

2008 yılında gazeteciliğe başladı, çeşitli gazete ve haber ajanslarına gönüllü
olarak haber yazdı. 2009 yılında Dicle Haber Ajansı’nda aktif olarak muhabirliğe başladı. Ajansın 2016'da bir KHK ile kapatılmasından sonra tekrar gönüllü muhabir olarak gazeteciliğe devam etti. Birçok yolsuzluk ve çocuk istismarı haberi yaptı, hedef gösterildi, 17 farklı dosyadan yargılandı, aylarca tutuklu kaldı. Gazeteciliğe serbest muhabir olarak devam ediyor.

E-Posta Aboneliği