Söyleşi

10 liraya gazete mi olur? Haftalık Gazete’nin yazı işleri müdürü anlatıyor

Basılı gazetelerin akıbetinin dünya genelinde sorgulandığı bir medya ortamında Türkiye, 28 Şubat 2020 itibarıyla yeni bir gazeteye kavuştu: Haftalık Gazete. Koronavirüs günlerine denk gelen bu girişimi, sorumlu yazı işleri müdürü Hakan Çelenk ile konuştuk.
Haftalık Gazete projesini ve bu formatı nasıl tasarladılar? Uzun süre sonra ilk kez kâğıda yeni bir soluk getiren gazeteyi yaparken ilk iki ay neler yaşadılar? Yazarları nasıl seçtiler? Gazetenin fiyatının 10 TL, sahibinin İsmet Berkan olması gibi konularda yöneltilen eleştirilere ne diyorlar?
Geçmişin “editoryal hileleri” de dâhil birçok alanda bir medya öz eleştirisi yapan Çelenk, “Geri dönüşleri dikkate alıyoruz. Eksiklerimizi söylüyorlar. İlgili bir okur kitlesine hitap ediyoruz. Okur; gazetesiyle birlikte yaşar, hatasını düzeltir. Kâğıt gazeteyi dirilteceğiz; bu, bir nostalji olarak kalmayacak” diyor.

Her cuma yayımlanan Haftalık Gazete, okuyucunun bir hafta boyunca kendisiyle iç içe olmasını istediğini vurguladığı manifestosuna şu sözlerle başlıyor: “Türkiye’nin siyasi kutuplaşma ortamı, medya üzerinde kalıcı bir hasar bıraktı. Artık üç tür medyamız var: Yandaş, muhalif ve manipülatif.”

Ülkedeki medya ortamına dair yürütülen tartışmaya keskin bir zemin kazandıracak bu sözlerle yayın hayatına başlayan gazetenin kuruluş aşamasını, politikasını ve karantina sürecinde yürüttüğü stratejiyi gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü Hakan Çelenk’e sorduk.

Sizin açınızdan Posta ile nokta koyulan basılı gazeteciliğin ardından internet gazeteciliği dönemi… Şimdi ise hem tanıdık, hem de yepyeni bir format. Basılı gazete ama haftalık…Haftalık Gazete’yi elinizde tuttuğunuz zaman neler hissettiniz?
Haberi meslek hayatım boyunca hiçbir zaman anlık ya da gelir geçer gibi düşünmedim. Daha önce çalıştığım gazeteler doyurucu haber verme üzerine kurulu formatlardı. Birlikte çalıştığımız Diken de bunlara dâhil. İçini işlerdik haberin. Kimsede olmayan bir şeyi biz koyardık içine. Editoryal sunum orijinal olurdu. Böyle bir şeyden çok rahat söz edebiliyorum çünkü orijinal editoryal sunum bile yok. 50-60 kadar kalıp başlık var. Bu kalıp başlıkları atarsanız bazı medya kurumlarında çok rahat gazetecilik yapabilirsiniz. O gazetelerde de haber metinlerini uzun kullanırdık. Şimdi buna ciddi bir ihtiyaç var. Dünya da aslında bu formata doğru gidiyor.

Nasıl bir format söz ettiğimiz?
İnsanlara gelecek perspektifi veren haberler diye anlatabilirim. O gazetelerin tarzı tüm dünyaya yayıldı. Avrupa’da da buna yönelik çalışmalar var. Okur bunu bekliyor ve istiyor.

Haberden kaçınma refleksi gösteren okurların artışını nasıl anlamalı?
Son dakika bombardımanına tutulmuşlar. Sadece bizim ülkemizin sorunu değil bu. Kendilerini haber okumamaya yönlendiriyorlar. Biz de bir kamu hizmeti yapıyoruz aslında. Gazetecilik diğer işlerden biraz farklı o anlamda. İnsanların derli toplu bilgi açlığına hizmet etmemiz gerekiyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – HABERDEN EN ÇOK KAÇINAN İKİNCİ ÜLKE TÜRKİYE

Haftalık bir yayın çıkarmak bu durumda bir avantaj mı?
Evet, avantajları var… Çünkü haberi anında vermediğiniz için size vakit kalıyor. Bu vakti iyi değerlendirebilirseniz bunu bekleyen okura ulaşabilirsiniz. En büyük sorunumuz da aslında bu tip okura ulaşmak. Doyurucu gazeteyi önce yapacaksınız, sonra okurla buluşturacaksınız.

Bir dönemin Cumhuriyet’i, Yeni Yüzyıl’ı, Radikal’i hâlâ akılda

‘Doyurucu gazete’ denilince ne anlamamız gerekiyor?
Bir durumun sonuçlarını, risklerini, avantaj ve dezavantajlarını vermeli. Haberi saydığım şekillerde sunamadığımız sürece gazetemizde yer almayacak. Kendimize bu ilkeyi koyduk. Son dakika haberciliği de bir ihtiyaçtır. Bunu takip eden bir okur türü var. Ama bunu takip etmeyecek okur türüne yönelik yayın az. Yok demiyorum az.

Proje tasarlanırken her şey nasıl başladı? Yayın formatı net miydi? “Haftalık ve basılı olacağız” diye mi yola çıktınız?
Haftalık ve basılı olması kesindi. Hiç tartışma yaşanmadı. Gazete okuma alışkanlığı olan insanlar bunu özlüyor. Uluslararası araştırmalara da baktık. Türkiye’deki beklentiye de baktık. Hâlen insanların bu tip haberciliğe ihtiyaçları olduğunu da, o markaları hâlen akılda tuttuklarını da gördük. Aslında bu markalar benim de geçmişte hep çalıştığım markalar; Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Radikal… Bu markalar hâlen insanların dilindeydi. Haftalık olduğu için bizim yaptığımız işin formatı biraz daha değişiktir. Daha kentli bir tarzda bunu yürütebileceğimiz bir anlayışla devam edelim diye düşündük. Bu okur tipinin beklentisi bir kâğıt gazeteydi. Zaten reklamımızda, gazete sesine yapılan bir vurgu var.

‘Kâğıt gazeteyi dirilteceğiz, nostalji olarak kalmayacak’

“Kentli” vurgusundan yola çıkarak soruyorum; Türkiye’nin tüm illerine ulaşma hedefiniz var mı? Dağıtım ağının tekelleşmesini düşünürsek gazetenin dağıtımındaki son durum nedir?
Şu an için Türkiye’nin çoğu yerinde ulaşılabiliyor. Dağıtım ağı ne kadar yere ulaştırırsa oraya ulaşmayı hedefledik. Türkiye’de doyurucu bilgi isteyen insanların bulunduğu kentlerimiz var. Çok telefon alıyoruz. Abonelik sistemimiz fiziksel imkânlar sebebiyle şu an sadece İstanbul’da olabiliyor. Kıbrıs’tan da arayan oldu. Bu beklentiler karşılanacak. Bu işin teknik tarafı da kâğıt gazeteyi okura ulaştırmayı biraz unutuyor gibi ama onu da hatırlatacağız onlara. Hedefimiz daha çok abone. İnternet sitemiz de var. O da abonelik usulüyle işleyecek.

Kâğıt gazetelerin yeniden dirileceği yönündeki inanışa cevabınız ne olurdu?
Tabii, eski tirajlarla tüm Türkiye’ye ulaşma şansı, fiziksel anlamda, bugünkü şartlarda imkânsız; ama gazeteyi ayakta tutabilecek yeterince insan var bu ülkede. Okurla kurduğumuz ilişki, gazeteciliği geliştirmemize yarayacak. Geri dönüşleri dikkate alıyoruz. Eksiklerimizi söylüyorlar. İlgili bir okur kitlesine hitap ediyoruz. Okur; gazetesiyle birlikte yaşar, hatasını düzeltir. Kâğıt gazeteyi dirilteceğiz; bu, bir nostalji olarak kalmayacak. Kâğıt bizim birikimimiz. Uygarlığın birikimi.

‘Sıcak haber üzerine kurulu kâğıt gazetecilik biter’

Türkiye’de son yıllarda yayın hayatına başlayan çok az gazete var. Kâğıt gazeteciliğin dirilişinde öncü olacağınızı düşünüyor musunuz?
Sıcak haber üzerine kurulu kâğıt gazetecilik biter. Sıcak haberi internet ve sosyal medyadan hızlı veremezsiniz. Hatta sıcak haberi yapan internet sitelerinin bile sosyal medyadan ne kadar faydalandığını ikimiz de biliyoruz. Sosyal medyayı çok iyi takip eden okur, konulara hâkim olabiliyor. O kadar zor ki, profesyonel okur olman lazım. Bir de öyle bir okur tipi gelişti. O alanda güzel işler yapan internet sitelerimiz de oluştu, onları derli toplu aktarıyorlar okurlara. Ama o alanda dediğim gibi bir açık yok. Bizi kâğıtta okuyacak, yani o sıcaktan beslenmeyen okur bizim hedefimiz. O sıcaktan beslenmediği sürece kâğıttan gazete okuma keyfini de sürdürmek isteyen bir okur tipi.

Bunu bir kültürel gelenek olarak okuyabilir miyiz?
O keyif sürecek. 2010’ların başındaki yaygın kanının aksine kâğıt ölmedi. Birkaç yıl önce “YouTube çağında kim tiyatroya gider” diye ahkâm kesebilirdiniz. Şimdi tiyatrolar kapalı gişe oynuyor. İnsanlığın birikimiyle oluşturduğu keyifleri yaşamak isteyen insanlar var. O kültürel geleneğin sürmesini istiyor çünkü. Sürsün, sürmesi de gerekiyor. Bir kopukluk olmamalı, internet geçmişten her şeyi bir anda silip atmamalı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – TİYATRONUN COVID VE DİJİTALLEŞME İLE İMTİHANI

Okurla nasıl bir ilişki kuracaksınız bu noktada?
Haberlere akşama kadar hâkim olabilmeniz için saatler harcamanız gerek. Ancak biz profesyoneller bu işi yapabiliyoruz. Vakti olan bazı okurlar da bunu yapabiliyor. Bunu mesaisinde kaldıramayacak bir okur var. Hafta sonu tatillerinde özellikle onlar için seçilmiş haberleri, yazıları okumak istiyorlar. Daha özel hissetmek isteyen bu gelenekçi okura ya da geleneği sürdürmek isteyen yeni nesil okura hitap edeceğiz. Onlar da bunu anlayacaklar ve yolumuza devam edeceğiz.

‘Kasiyer, Cumhuriyet’in eki sandı’

Kendi hikâyemden yola çıkayım. Gazetenin ilk sayısını Üsküdar içinde zincir olan bir marketten Cumhuriyet gazetesiyle beraber aldım. Ödeme yaparken kasiyer Haftalık Gazete’yi Cumhuriyet’in eki sandı. İnceledikten sonra şunu sordu: “10 liraya gazete mi olur?” Bu soruya Haftalık Gazete’nin yanıtı nedir?
Gazetecilerin çok duyduğu bir soru var: “Niye doyurucu haberler okuyabileceğimiz iyi bir gazete yok?” Tamam var ama biraz para vermen lazım. Bunun için cebinden bir şey çıkması lazım. Her işin bir standart maliyeti var. Trabzon’daki insana bu gazetenin ulaşması için aracı bir kurum var. Bir dağıtım şirketi var ve Türkiye’de tekel. Belli bir formatta dağıtıyorlar. Ciddi bir yüzdenizi bunu dağıtmak için alıyorlar. Yazarların telifi var. Bir ofis tutuyorsunuz, maliyeti var.

‘Telif vermeyerek siteni yaşatıyorsun ama meslek ölüyor’

Uzayıp gidiyor. Bu hizmet bedelsiz olamıyor. Ürünü ne kadara satabilirsek satayım mantığıyla konulmuş fiyatlar değil bunlar. Bunu okur da çok iyi anlıyor. Yayının kalıcı olabilmesi ve yatırım yapabilmeniz için çok insana ihtiyaç var. İnsan emeğinin de bir bedeli var. Ayakta kalmamız için bize ücretsiz iş yapabilecek birçok arkadaşımız var. Ama ona haksızlık. Bir yerden sonra emek sömürüsüne giriyor. Ayakta kalabilmemiz için böyle bir fiyat politikasıyla yürümemiz gerekiyordu. Biz de onu koyduk.

Gazete cuma günleri yayımlanıyor? Buna nasıl bir tartışma sonunda karar verildi?
Cuma gününün anlamı, insanların hafta sonuna hazırlanıyor olması. Günde 10 saat mesainin yapıldığı ve bunun normal karşılandığı bir düzende insanlardan neyi okumasını bekliyorsunuz. Okur güncelden ve sosyal trendlerden haberdar olmak istiyor. Ekonomide daha derinlemesine bilgi istiyor.

Aslında mesai saatlerinde özellikle Twitter ve Whatsapp gibi iki rakibiniz de var…
Gün içinde gelen mesajlar bile bir Whatsapp medyasından söz etmemizi gerektiriyor. Birçok insan Whatsapp ve Twitter’dan gördükleri haber başlıklarından ibaret olan haberlerle gündemi bir nebze yakaladığını düşünüyor.

Okurun asıl vakti hafta sonu. Hafta içindeki birikimleri hafta sonları okura sunmak gerekiyor. Aslında bütün hafta boyu okuyabileceği malzeme var. Dergiyle gazete arasında bir format. Haftalık okumak isteyen okurla ilgili bir açık vardı. Cuma günü çıkmanın düşüncesi bu.

‘Editoryal hileler fazla kaçtı, eskiye dönüş lazım’

Biraz daha eski zamandaki dönemleri hatırlatan bir format dikkatimi çekti. Yazıdan parçayı birinci sayfadan verip devamı için içerideki sayfalara okuyucuyu yönlendiren bir tarz. Cumhuriyet’te çok vardı eskiden…

Vakit daraldıkça, insanların okuma şevkleri azalınca, editoryal numaralar keşfettik gazeteciler olarak. Ve sonunda o “editoryal hileleri” fazla kaçırdık. Şimdi eskiye dönüş yapmak istiyoruz. Çok ilginç geri dönüşler alıyoruz okurlardan. Bize ders gibi oluyor.

Hakan Çelenk

Nasıl ‘editoryal hileler’den söz edebiliriz?
Önce spot diye bir şey keşfettik. Bu aslında okuyucu açısından ciddi bir engel oluşturdu. İnsanlar spota alıştılar. Çok güzel spot yazan gazeteciler var. Ben de gençliğimde çok güzel spot yazdığımı düşünürdüm. “Benim spotumu oku, haber metnine gerek kalmadan her şeyi anlarsın” diyordum. Ama o değil. Sonradan anladım tabii, bu biraz okumanın önünü kesen bir iş. Okuru o kadar rahat ettirmemek lazım, biraz çaba göstermeli. Biraz çabaladıktan sonra okur da keyif alıyor.

Twitter devreye girince, önce 140 sonra 280 karakterle “spot” oturmaya başladı okuyucunun kafasında. Bizim icat ettiğimiz spot, Twitter’daki haber metni oldu. Daha sonra internet sitelerinin bütün haberleri o spottan ibaret oldu. Derinlemesine düşünmeyeceğimiz bir kendi dünyası oldu internet medyasının. Son dakika haberine de ihtiyaç var. Ama bundan ibaret bir hayatımız olmaya başladı.

‘Editoryal hileler’ iki tarafın da işini mi kolaylaştırdı?
Elbette. Daha sonra üst başlığı keşfettik. Okura ne okuyacağını önceden anlatma kaygısı duyarak. Spotun altına bir de giriş diye bir şey çıktı iletişim fakültelerindeki eğitimle. Girişi de spotla aynı yaparlardı. Haberi “Girişte özetle” derlerdi. Şu düşünülmedi: Haberin devamında ne anlatılacak? Haberi okuma keyfi diye bir şey var. Okuyucu yazının içinde sürprizlere hazır olsun, o sürprizleri kendi bulsun.

Mesela koca patlaklar yaptık başlığın üstüne. Posta’da yapardık mesela, o şekilde okumak isteyenler için o da bir ihtiyaç. Çok büyük emektir, önemli bir gazetedir. Gerçekten kısa yoldan sonuca gitmek isteyen bir okur kitlesi var. Vakitleri yok, her konudaki ihtiyaçlarını kısaca oradan karşılıyorlar.

Bunların hepsi formattır. İnternetteki son dakika işi de formattır. Hiçbirini dışlamıyorum. Biz o “editoryal hileleri” fazla kaçırdık. Şimdi eskiye dönüş yapmak istiyoruz. Nostalji değil ama. O anlamda söylemiyorum. Okuma keyfine dönüşü hedefliyoruz. Mühendislik gibi bir şey bizim yaptığımız iş de. Yavaş yavaş yazım şeklimizi de geliştireceğiz.

‘Bir şey tuttuğu zaman işin suyunu çıkardık’

‘Sade’ olarak tanımladığınız formata geçince nasıl geri dönüşler aldınız?
Uzun yazıdan korktuklarını söyleyenler oldu. Hatta şöyle dediler: “Başlık, haberle ilgili hiçbir fikir vermedi.” Başlıktan haberi anlatmamızı bekliyorlar. Özellikle güçlü bir girişle yazıya başlamamız gerektiğini anladık. Bazen bu kronolojik bir giriş olabilir, bazen ilginç bir yerden tasarlanır ancak size hikâyenin bütününü anlatmaması lazım. Bazı haberlerin daha uzun olmasını talep edenler oldu. Biz uzun koyduğumuzu düşünürken o az bulmuş. Sayfa duvarına tosluyorsunuz nihayetinde.

Birinci sayfada büyük görsel açmamak nasıl bir tercih?
Editoryal hilelerimizden biri de buydu. Az önce anlattığım spot, üst başlık gibi. Önce okutmak için yaptık bunu, ancak sonra okunmayı engellediği ortaya çıktı. Güzel fotoğrafı büyütmek çok önemli iştir. Okurun da ilgisini çeker. Ve bir fotoğraf koca bir öykü anlatabilir. Böyle bir fotoğraf o kadar kolay gelmiyor. Büyük fotoğraf açacağız diye hikâyesi olmayan fotoğraflar da gereksiz yere kullanıldı ve önemli bir hizmet gibi sunulmaya başlandı. O da okuru bıktırdı diye düşünüyorum. O sakin formatın bir parçası da aslında görsel tasarımcımızın da yaptığı şey, bu sakinliğin içinde fotoğrafların o kadar büyütülmemesi. “Büyütelim sayfa güzel oluyor” diye fotoğraf kullanmayacağız.

Bu da “İnsanlar okumayı sevmez, fotoğrafı büyük göster, belki o zaman ilgilerini çeker” düşüncesine bir karşı çıkış mı?
Doğrudan öyle. Bu da bizim editoryal numaralarımızdan biriydi. Doğru yapıldığı zaman iyi numaradır. Her şey bir ihtiyaçtan doğdu ama bir şey tuttuğu zaman işin suyunu çıkardık.

“Biraz daha fotoğraf olsun, çok renksiz, görsel olarak zayıf” yönünde eleştiriler aldınız mı?
Bunu kimden duyduk biliyor musun? Yıllarca birlikte profesyonel iş yaptığımız gazetecilerden. “Neyi nerede bulacağımızı bilmiyoruz” dediler mesela. Klişeye soktuğumuz bir yayıncılık anlayışımız olmayacak. Örneğin, siyaset üç sayfa olacak diye bir derdimiz yok. Mesela spor sayfası olması gerek tabii ki ama değecek öyküyü yakalayamazsak spor sayfası da olmayabilir. Bu anlamda gazeteyi klişeleştirince şuna yol açıyor: O klişenin altını doldurmak için bir süre sonra boş üretim yapıyorsunuz. Mesleki tabirle haberi şişiriyorsunuz.

‘Her hafta sabit isimler olmayacak’

Kâğıt gazeteyi özlediğini söyleyenler oldu mu?
Bu, en çok duyduğumuz şey. Sakin bir anlatımı özlediklerini söylediler. “Kötü haber iyi haberdir” diye bir laf var. Ben çok sevmesem de öyle. Bir internet sitesine girin. Tepedeki 10 habere bakın, dokuzu “kötü haber-iyi haber” mantığına uyar. Bunları haber yapmayacağımız anlamına gelmiyor ama onu bir de gelecek perspektifiyle süsleyip insanlara düşünecek malzemeyi vermeniz gerek.

Gazetecilerin “zam-zulüm-işkence” olarak kısaca tanımladığı haberlere ait hikâyeleri geniş çapta almanız lazım. Okuyucu, umutsuzluğa kapılmadan olumsuz konuyu da pozitif düşüncelerle özümseyebilir. Tozpembe bir tablodan bahsetmiyorum, dünya da tozpembe değil ancak umutsuzluk yaymanın bir anlamı yok. Geleceğe dair umutlarımız var. Negatiflikle bitirmeyeceğiz, negatif konuları bile.

‘Sadece Selahattin Duman sabit’

Yazar kadrosu nasıl belirlendi? Mesela Selahattin Duman sürpriz bir isim…

Biz [yazarlık] önerdik.

Duman’a nasıl bir düşünceyle gittiniz?
Aslında siyasi konuları klasik bir dille ele almamaya çalışacaktık. Duman bunu yapabilir. O anlamda Duman’ın mizahi bir dili olsa da yazılarında içerik var. Size çıkarılması gereken konuyu çıkarıyor, içinde bilgi var. Söz oyunlarından ibaret bir metin değil. Okuma keyfi veriyor onun söz söyleme yeteneği. Geçmişten bilmediğiniz bazı bilgileri de söylüyor yazının içinde. Doğru bir isimdi. Her hafta sabit insanları görmeyeceğiniz bir format bu. Sadece Selahattin Duman sabit.

Künyede gazetenin sahibi olarak gazeteci İsmet Berkan gözüküyor. Sosyal medyada ismini aratınca ‘Kabataş olayı’na dair birçok tepki görülebiliyor. Gazetenin çıkışıyla bu konu yeniden gündeme geldi. İnsanların güvenini nasıl geri kazanacak, onları nasıl ikna edeceksiniz?
7 yıl önce olmuş ve açıklaması o günlerde yapılmış bir olaydır. Gazeteyi 2,5 ay önce çıkardık, habercilik ürünlerimiz ortada. Yaptığımız iş, çizgimiz, yayın politikamız net şekilde herkes tarafından görülüyor. Sorunun yanıtını orada aramak gerekir.

Karantina sürecine gelelim… Eve çekilme başladığı zaman gazete tirajlarında nasıl bir değişim yaşandı? Dağıtımda sorunlar yaşandı mı?
Cuma günleri çıkıyoruz ve gazete bayilere ulaşıyor. Ancak insanların en fazla gazete talep ettiği cumartesi ve pazar günü sokağa çıkma yasağı nedeniyle bayiler kapalı. Satışlar etkilendi.

Gazete satmak artık daha da zor: Koronavirüsle çakılan tirajlara çare aranıyor

Bu süreçte online abonelik arttı mı?
Abonelik üzerine kurulu habercilik, Türkiye’de okurlar için yeni bir kavram. Yola çıkarken bir meydan okumayla karşı karşıya olduğumuzun farkındaydık. Bir de üzerine pandemi başladı. Sadece sağlık sorunlarının değil, ekonomik kaygıların da arttığı bir dönemdeyiz. Üst üste gelen tüm handikaplara rağmen şunu diyebilirim ki doğru noktadan işe başladık. Her gün abonelerimiz arasına yenileri katılıyor. İnternet sitesinde de son dakika değil ama hızlı güncel analizlere daha ağırlık vereceğiz. Daha da hareketlenecek.

Okurlar bu süreçte sokağa çıkıp gazete almaya ve gazete kâğıdına dokunmaya çekindiğini söylüyor mu?
Her şeye dokunmaya çekiniyorlar. Gazete de buna dahil. Bizde gazete genelde market bayilerinden satın alınıyor. Günlük alışverişlerini yaparken sepete bir de gazete atma alışkanlığı olanların sayısı o kadar da az değil. Salgın sonrasında artık insanlar uzun süreli ihtiyaçları için toptan alışveriş ediyor. Alışverişe seyrek çıkılınca satışlar etkileniyor. 2,5 aylık süreçte ilginçtir, aynı dili konuştuğumuz okur grubumuz oluştu. Alışkanlık sahibi okurlara ulaştık. Bir şekilde dışarı çıkıp buluyor. Ancak sayının artması lazım.

‘Artık her çekilen gazete, diğer gazeteyi üzer’

Sürecin devamına dair nasıl bir yol haritası çizdiniz gazete olarak?
Bu soruyu yanıtlarken tüm basının kurtuluşunu konuşmak gerek. Özellikle sokağa çıkma yasağı sonrası kâğıt gazeteye ulaşmak fiziksel olarak zorlaştı. Okur bayilerden gazeteye ulaşamıyor. Abonelerimize gazeteyi mail yoluyla PDF olarak göndereceğiz. Kâğıt gazete satışları düştükçe ulusal dağıtım ağını işletmek mali olarak sıkıntılı olacak. Her piyasadan çekilen gazete kalanların işini daha da zorlaştıracak. Eskiden, internet çağından önce olsa rakip sahadan silindi diye diğeri sevinebilirdi. Artık her çekilen gazete diğer gazeteyi üzer. Çünkü toplam sayıdaki azalış, bu işi kararlılıkla yürütmek isteyenlerin de işini mali olarak zorlaştırıyor. Eve gazete göndermek tek başına yapınca maliyetli bir operasyon. Tüm gazetelerin birlikte organize olması ise net ve verimli bir çözüm. O yüzden çağrı yapmak gerekli. Tüm gazeteler, süreli yayınlar ortak bir organizasyon yaparak evlere dağıtılmalı.

Okurlardan koronavirüs gündemine dair yaptığınız haberlerden nasıl geri dönüşler aldınız?
2. Dünya Savaşı’nda bile dünya tek gündem maddesine bu kadar kilitlenmemişti. Tam bir bilgi bombardımanı. Ekranlarımız tekrar tekrar önümüze düşen aynı haberin türevleriyle doluyor. Başta herkes çok ilgiliydi. Artık insanlar sıkılmadı mı? Oralardan kaçmak isteyen bazı okurların ayıklayıcı haberciliğe ihtiyacı vardı. Aynı okur tipi seçilmiş bilginin doyurucu şekilde aktarılmasını istiyor. Bizi okuyanlar son dakika bilgilerini alamadı. Ama dünyada ve Türkiye’de salgınla ilgili bilimsel, sosyal ve siyasi eğilimlere herkesten önce hâkim oldu. O yüzden çok övgü alıyoruz.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – JOURNO’NUN HAFTALIK BÜLTENİNE ŞU SAYFADAN ÜCRETSİZ ABONE OLABİLİRSİNİZ

Emrah Temizkan

Kadıköy Anadolu Lisesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya Bölümü’nden mezun oldu. Gazeteciliğe başladığı 2008 yılında 32.Gün'de yapım asistanı ve stüdyo şefi olarak çalıştı. Birand Yapım bünyesinde hazırlanan belgesellerde editör ve yönetmen yardımcısı olarak görev aldı. BirGün gazetesinde muhabir ve editör görevlerinin ardından Diken'de 2014-2018 yılları arasında editörlük ve sorumlu yazı işleri müdürlüğü yaptı. Son olarak Açık Radyo'nun web operasyonunu yürüten Temizkan, serbest gazeteci olarak devam ediyor.

Journo E-Bülten