Yorum

Kötülükle mücadele

Fotoğraf: Gaziantep/Reuters

Şu son günlerin olaylarına bir bakın…

Gaziantep, yine IŞİD, yine canlı bomba, bir kına gecesinde parçalanarak can veren masum insanlar…

Bombalanan Halep’te yıkıntılar arasından çıkartılıp ambulansa koyulan 5 yaşındaki çocuğun gözlerindeki o dayanılmaz “hangi cehennem burası?” bakışı…

9 aylık bebeğe tecavüz eden 18 yaşındaki bir yaratık…

Bu korkunç haberin yapılmasını engellemek isteyen, tecavüzü normal gören/sıradan vak’a gören ama ‘tecavüz haberlerine’ aşırı tepkili olan, ‘kol kırılsın yen içinde kalsın’cılar…

Dünyaca ünlü bir edebiyatçımızın, kendi kırılgan ama yüreği güçlü bir kadının, azılı bir terörist yerine konarak tutuklanması…

Say say bitmiyor.

Her yanımız kötülük.

Ve kötülük karşısında hissedilen büyük çaresizlik.’

Sosyal medyaya bir bakın, her şey orada.

Lanet okuyanlar, kınayanlar, haykıranlar, ağlayanlar, küfür yağdıranlar… Büyük çaresizliğin pençesinde kıvrananlar.

Ne yazık ki, bunlar işe yaramıyor.

İyi bir dünya istiyorsak ve bunun için mücadele vereceksek, bu işin yöntemi kötülüğü kınamak, lanet etmek, ağlamak sızlamak değil.

En akıllıca, en bilgece, en vurucu yazıları yazmak da değil. Çünkü bu yazıları sen, ben okuyoruz sadece.

Hedef kitleye, yani ‘kötülüğün yanında yer alan, kötülüğü savunan kitle’ye vız geliyor tırıs gidiyor, bu lanetlemeler ya da ustalıkla kaleme alınmış saptamalar.

Kimdir o kitle peki?

Memleketin çoğunluğudur.

Yıllar önce, henüz böyle her yerde bombalar patlamıyorken, büyük bir hızla iç savaşa doğru yuvarlanmıyorken, nispeten ‘normal bir ülke’ olduğumuz zamanlarda bile aydınına, entelektüeline diş bileyen, sokakta el ele bir çift gördüğünde kuduran, iyi müzikten sinemadan sanattan nefret, fırsatını bulduğunda linç eden, kadını ve çocuğu ezenlerdir.

Onlar, geçen şu 15 yılda iyice palazlandılar.

Kadın cinayetleri, çocuk tecavüzleri, doğa yıkımları, talanlar aldı başını gitti.

Neden?

Çünkü kötülüğün karşısında engel yok.

İyi insanlar mücadele edemiyor. Mücadele etmeyi bilmiyor daha doğrusu.

Mücadele etmenin ilk ve olmazsa olmaz şartı, bir araya gelip güçleri birleştirme olayıdır, yani örgütlenmedir.

Kötülüğün bu kadar palazlanabilmesinin nedeni, müthiş ‘bir araya gelme, toplaşma’ gücüdür.

Kötülük sadece bizde değil, tüm dünyada sağlam örgütlenir. Geçen yüzyılda da öyleydi, ondan önceki yüzyıllarda da. Hep öyleydi.

Çünkü kötülüğün örgütlenmesinde, hak hukuk yoktur. En güçlü kimse, onun borusu öter. Onun etrafında toplanılır. Sesi fazla çıkanın kafası hemen kopartılır. Ve emir-komuta zinciri içinde her şey gayet hızlı ilerler.

Büyük yazar Kurt Vonnegut bu durumu, ‘Ülkesi Olmayan Adam’ kitabında ironik olarak şöyle tarif etmişti:

“Yeter ki melekler mafya kurallarına göre örgütlenebilsin. İyinin kötüye karşı zafer kazanmaması için hiçbir sebep yok!”

Cehalet ve din faktörü, kötülüğün örgütlenmesini acayip kolaylaştırır.

Çünkü o ortamda düşünmek, sorgulamak yoktur. Emirler neyse onlar uygulanır. Dolayısıyla vicdan da yoktur, sorumluluk da yoktur. Biri emreder, diğerleri uygular. En hazin, en insanlık dışı olaylarda bile bu insanların (zaten olmayan) vicdanları gayet rahattır. Çünkü onlar emir kuludur.

Bir duvara tosladıklarında gayet rahat “kandırıldık” diyebilirler. Çünkü kandırılmaya(!) gayet müsaittirler.

Bu insanlarla ve onların kötülüğüyle, onlarla alay ederek, onları aşağılayarak başa çıkamazsınız. Becereceğiniz tek şey, bu insanların size ve temsil ettiğiniz şeylere duydukları nefreti çoğaltmak olur.

Bu insanları vicdana davet ederek, kınayarak da yol alamazsınız. Yukarıda da söylediğim gibi, vicdanları yoktur.

Zekanızın parlaklığıyla, bireysel girişimlerinizle de başa çıkamazsınız çünkü onlar sizin parlak laflarından, müthiş saptamalarınızdan anlamazlar, ayrıca umursamazlar da. Onlar güce taparlar. Ve onlar sizden çok güçlüdür. Çünkü sizin 1 tanenize karşılık onlardan 1000 tane var. Sizin bir tekinizin aklı/birikimi/vicdanı, onların toplam birikim ve aklından fazla olabilir. Yine de siz yenilirsiniz.

Çünkü kaba kuvvet ve sayıca fazlalık -kısa vadede- her zaman baskındır.

Nedir peki çözüm?

Çözüm, olayları uzun vadede düşünmek ve devreye ‘aklı’ sokmaktır.

Ne yazık ki akıl, bizim ülkede en az bulunan şeylerden biridir.

Evlere şenlik ‘eğitim sistemimizin’, bırakın bizlere bir şeyler katmayı, doğuştan sahip olduğumuz iyi özellikleri bile yok ettiği bilinen bir gerçek.

Ustalıkla kotarılmış ‘eğitim sistemi’ sayesinde ülkenin laik yarısı, küçük yaştan itibaren rekabetçi, ‘her koyun kendi bacağından asılır’cı, kaypak ve ürkek oluyor.

O yüzden bu ülkenin ‘iyi’ insanları kolay kolay bir araya gelemiyor.

O egoları, o çekişmeleri, o kompleksleri aşamıyorlar.

Gemi batıyor ama hala herkes ‘ben ben ben!’ kafasında.

Gezi bu bakımdan olağanüstü bir olaydı. İster ‘morfik rezonans’ diyin, ister başka bir şey, orada bir mucize olmuş ve insanlar bir araya gelmişlerdi.

Oysa artık mucize bekleyecek vaktimiz yok.

Fiziksel olarak bir araya gelemesek bile akılları bir araya getirmemiz, çözüm üretmemiz şart.

Bunun başka yolu yok.

Pablo Larrain’in ‘No’ filmini seyretmişsinizdir.

1988 Şili’sinde, düzmece referandumu, son derece akıllıca bir kampanya ile ‘diktatörlüğe hayır!’a çeviren bir grup reklamcının gerçek hikâyesini anlatır.

Bize de böyle akıllıca kotarılmış projeler gerekiyor.

Orada burada patlayan bombaların hesabını sorabileceğimiz bir ortam…

Tecavüz suçlarına karşı ısrarlı bir takip…

Sesimizi dünyaya duyurabilmek…

Cehaleti şaşırtmak, sarsmak…

Kötülüğün karşısında ‘zaten ne gelir ki elimizden?’ tavrını bırakmak…

Onca parlak akademisyenimiz, yazarımız, sanatçımız, gazetecimiz var.

Olmayacak şey mi çözüm üretmek?

Öğrendiğimiz onca şey, okuduğumuz onca kitap, onca deneyim hiç mi bir işe yaramaz?

“Laiklik eli kanlı bir ortaçağ dinidir” diyenlerin, “Bunlara niye tecavüz edilsin ki? Güzel bile değiller!” diyenlerin akıl dışı özgüvenlerini yerle bir etmek bu kadar mı zor?

Neslihan Acu

Neslihan Acu

İstanbul'da doğdu, 1995'ten bu yana İzmir'de yaşıyor. Boğaziçi Üni. Mühendislik Fak. mezunu. Gazeteciliğe İzmir Life dergisinde röportajlar yaparak başladı. Medyatava'da üç yıl medya yazıları, Yeni Asır'da dört yıl köşe yazıları yazdı. Yayımlanmış yedi romanı var: Meltem K'yı Kim Öldürdü, Kadından Donkişot Olmaz, Ne Güzel Bir Hiçlikti Aşk, Kuzgunun Şarkısı, Artık Ayrılsak Diyorum, İyi Tanrının Çocukları, Z Yalnızlığı.