“80’lerde bugüne göre bin kat daha özgürdük”

PAYLAŞ:

Türkiye basın tarihine damga vurmuş çok sayıda yayını çıkaran 50 yıllık gazeteci Tuğrul Eryılmaz, 80’lerde gazeteci olmayı anlatırken, “Bu adamlardan çektiğimizi biz Demirel’den, Özal’dan, Evren’den çekmedik. Bu kadar basit. 80’ler bugüne göre bin kat daha özgür bir ortam sundu biz gazetecilere” diyor.

12 Eylül 1980 darbesinin yıldönümünün yaklaştığı günlerde, sosyal medyada yapay zeka eliyle 80’ler estetiğinde yeniden oluşturulmuş fotoğrafların paylaşıldığı bir akım çığ gibi büyüdü. Bunun üzerine bazı kullanıcılar, “80’ler denince asıl akla gelmesi gereken” mealinde mesajlarla, o dönemin karanlık yüzüne dair fotoğraflar, anılar paylaştı.

Bu paylaşımlar, 12 Eylül askeri darbesini ve onun yarattığı ortamı hatırlatıyordu. Türkiye’de 80’ler demek, 12 Eylül demekti. Bugün genç kuşakların yeterince bilmediği o dönemi, en iyi aktarabilecek meslek gruplarından biri olan gazetecilerin gözünden dinleyelim dedik. Türkiye’de 1980’li yıllarda gazetecilik yapmış isimlerle konuştuk.

Bugün herkesin bir tık’la paylaşıp yaygınlaştırabildiği bilgileri o yıllarda binbir zorluk ve riskle kamuya ulaştırmaya çalışan gazeteciler, Journo için 80’lerde gazeteci olmayı anlattı.

Tuğrul Sağdaki fotoğraf Eryılmaz’ın Nokta Dergisi döneminden…

yılmaz’ın kapısını çaldık. Otuz yıllık iki gazeteci ben ve Haluk Kalafat, meslekte 50 yılı devirmiş Tuğrul Abi karşısında kapıdan girer girmez birer acemiye dönüştük tabii. Bizi her zamanki sivri dilli haliyle karşıladı, tanıyan herkesin en az bir kez duyduğu “Ne biçim gazetecisiniz” sözü eşliğinde içeri girdik. Öğretmenin tek ayak üstünde durma cezası verdiği ilkokul öğrencilerinin ruh haline büründüğümüzden, buyur ettiği koltuklara oturmakta biraz tereddüt ettik. Murat Sevinç’in o “Çok güzel bir huysuz Tuğrul Eryılmaz” yazısında tarif ettiği gibi, kimi sorularımızı beğenmeyerek düzeltti ve arada yediğimiz fırçalar eşliğinde tamamladık söyleşiyi.

1980’lerden itibaren yayımlanmış önemli dergilerin hemen hepsinde yer almış bir gazeteci Tuğrul Eryılmaz. TRT’de başlayan serüveni sırasıyla Nokta, Yeni Gündem, Tempo, Sokak, Aktüel, Radikal 2, Milliyet Sanat ile devam etti. arım asrı deviren duayen bugün T24’te yazıyor.

“TORPİLLE FALAN DEĞİL, SINAVLA GİRİYORDUN”

Darbeye altı kala, 1974'te TRT'de başladınız gazeteciliğe... O günlerde medya ortamı nasıldı?

TRT Haber Merkezi’nde mesleğe başladım. Parası da fena değildi o zaman. Aldığım parayla ev kiramı ödeyip rahat rahat geçinebiliyordum. TRT’de hatırladığım Necati Zarakol, Cafer Demiral gibi iyi gazeteciler vardı. Ki bunların hepsi solcu değil yalnız, söyleyeyim. Ercan San mesela Bilişim Müdürü’ydü, sağcıydı ama bizi üzmedi. TRT’ye eskiden girmek kolay değildi. Torpille falan değil, sınavla giriyordun. Şakır şakır yaparsan alıyorlar yoksa anca gidersin.

100 küsur kişi sınava girdik. Londra’dan gelmişim; işim yok, gücüm yok. Dediler “TRT sınav açıyor”, Haber Merkezi… Kalktım sınava girdim. Haberci olayım gibi bir derdim de yoktu. Ama girince hoşlandım. Bir de TRT sağlamdı o zaman. Bir takım sağcı müdürler vardı ama hiç baskı yapmıyorlardı.

Sonra 1980’de bir kıyamettir koptu; 12 Eylül darbesi… O ortamda TRT’de çalışmam mümkün değildi. İngiltere’ye gittim. Bir süre sonra geri döndüm. Bazı daha liberal diyebileceğimiz patronlar dergi çıkarıyordu. Sözü uzatmayayım; Ercan Arıklı, Gelişim Yayınları’nın başındaydı; patronuydu, kurucusuydu.

Bir gün bizi çağırdı; “Araştırdım, soruşturdum. Sizler fena çocuklar değilsiniz” dedi. Bir sürü insan var; ben varım, Yazgülü Aldoğan var, Ayşenur Arslan var, Arda Uskan, Mustafa Sönmez, Uygur Kocabaşoğlu, Güldal Kızıldemir var… Aycan Arslan, Ruşen Çakır (Medyascope’un kurucusu), Cengiz Semercioğlu… Çok insan var o dönemden.

Sene kaçtı?

  1. Nokta’nın çıkış tarihine bakın (1 Nisan 1982) bir yerden!.. Bak şurada fotoğrafı var; çıkardığım bütün dergiler var burada.

(Türkiye’de 80’lerden itibaren adı basın tarihine geçmiş bütün dergiler var neredeyse)

Ercan Arıklı sizi nasıl öyle bir araya getirdi?

Kimse kimseyi tanımıyor. Hepimiz Ankara’danız. Ankara gazetecisiyiz… TRT çoğumuzun ilk başladığı yerdir. 12 Eylül darbesinden sonra işler tamamen çığırından çıkmaya başladı. Herkes gibi biz de bir yerlere kaçmaya çalıştık; ne yapacağız, ne edeceğiz diye. Ben Londra’ya gittim geldim. Cebimde 20 sterlin para var. Dediler ki: “Ercan Arıklı zaten sizi arıyor, haber göndermiş.” Nişantaşı’na gittik, ofisi oradaydı. Gittik konuştuk. “Kapatmamak kaydıyla” —ki patronlar bunu hep söylerler zaten— “bir dergi çıkarın” dedi. Hiç de fena olmayan bir para verdi bize. Nokta’yı çıkarmaya başladık.

“Kapatmamak” derken, yani kapanmasına mahal vermeyin mi?

“Kapattırmayın” demek istedi. Özeti, gazetecilik yapın ama dergiyi kapattırmayın. İşin kötüsü şuydu tabii: İlk 8-10 ay çok iyi değildi Nokta’nın durumu. Beş bin satıyor, sekiz bin satıyor… Şimdi çok iyi rakamlar ama o zaman değildi. Bunun üzerine Ercan Arıklı “Değişiklik lazım. Seni yayın yönetmeni yaptım” dedi.

Daha önce kimdi yayın yönetmeni?

Ercan Bey daha çok bakıyordu her şeye. Yazgülü Aldoğan yazı işleri müdürü gibiydi.

“BU DERGİLERİN HEPSİNİ BİR ŞEKİLDE MEHMET YILMAZ ORGANİZE EDİYORDU”

Ercan Arıklı Gelişim Yayınları’nın kurucusu. Gelişim Yayınları da basın tarihi açısından önemli bir kurum. Siz Gelişim Yayınları’na girmiş oldunuz değil mi?

Tabii Kadınca, Erkekçe vardı. Onun yanına siyasi bir dergi istedi Arıklı. Duygu Asena Kadınca’nın başındaydı. Hıncal Uluç ise Erkekçe’nin… Hıncal Uluç’la aram hiç iyi olmadı. Ama Duygu bayağı dört dörtlük bir kadındı. O zamanlardan feminizmi falan tartışmaya başlamıştık biz Duygu’yla. “Nedir bu feministler ya? Okuyoruz, ediyoruz ama…” diyorduk. Fakat çok gelen giden vardı Nokta’ya. CHP’liler çok gelip gidiyordu. O benim beynimi attırdı biraz. Hayatımda CHP’li olmadım. Bir kere bu adama oy verdim (Kılıçdaroğlu’na), bir daha da vermem zaten.

O sırada biri beni aradı; İletişim Yayınları’ndan. İletişim Yayınları’nı biliyorsunuz, Osman Kavala’nın kurduğu…
Beni çağırdılar. Murat Belge, Ahmet İnsel, birileri daha var. Dediler ki: “Bizim 15 günlük dergimiz var, onun başına geç.” Bahsettikleri dergi Yeni Gündem (1984-1989). “Vallahi” dedim, “15 günlük dergi çok zor. Olacak gibi değil.” 15 günlük haber dergisi olmaz. Onu haftalığa çevirdik, Nihat Tuna, Ümit Kıvanç, Füsun Özen, Cengiz Turhan gibi iyi arkadaşlar vardı; Yeni Gündem de başarılı oldu. Cengiz Turhan benim yazı işleri müdürümdü.

Sonra Mehmet Yakup Yılmaz aradı. Tempo dergisi (kuruluş 6 Aralık 1987) için… Mehmet Yılmaz Mülkiye’den, benim biraz daha küçüğümdür. Bu dergilerin hepsini bir şekilde Mehmet Yılmaz organize ediyordu. Ablası arkadaşımdır, doktora yapıyorduk beraber. Prof. Dr. Ünsal Oskay’ın öğrencilerindendik. O da bir yüce adamdı yani, hakikaten kıyak adamdı. Tempo sonrası, Aktüel (kuruluş 1 Temmuz 1991) geldi… Hepsinde bulundum, çıkışında bulundum ve hepsinde de —övünmek gibi olmasın— ya birinciydim ya ikinciydim. Hiç üçüncü olmadım.

Dur bir eksik var.! Tabii Tempo ile Aktüel arasında Sokak dergisi de var. (kuruluş 27 Ağustos 1989). 1996’da Radikal’e ek yaptım, Radikal 2. Daha sonra bir ara Milliyet Sanat’ın başına geçtim. (Nisan 2001)

Arkadaşı Prof. Dr. Yavuz Sabuncu ile

Sokak dergisinin kadrosu da efsaneydi… Mesela Murat Çelikkan da vardı orada, değil mi?

Murat Çelikkan… Nokta’dayız, gelmiş bir adam oturuyor. Mustafa Sönmez vardı, iktisatçı. “Kim bu?” dedim. “Murat Çelikkan, gazeteci olmak istiyor” dedi. Deyince aklıma şu geldi: Esin Hanım, Murat’ın annesi… Onlar sağcıydılar, TRT’den tanırım. Fakat beni TRT’den askeri yönetimin müfettişi atmaya çalışırken, o bana sahip çıkmıştı. Hiç tanımazdım o zaman Esin Hanım’ı. Beni kendi yanına almıştı. yurtdışı yayınlarda çalışmıştım kısa bir süre TRT’de.

Murat Çelikkan’ın annesi Esin Hanım mı korudu sizi?

Evet evet, şaşırtıcı bir şey. Hiç tanımazdım. İşte mesele buydu: İyi gazeteciysen seni harcamıyordu insanlar. “Bu çok sağcı, bu çok solcu” numaralarına bakmıyorlardı. En azından haram para yemiyorsan bir yerde, sorun olmuyordu.

O yıllarda gazeteciler daha mı çok dayanışma içindeydi?

Gazetecilik etiğine uyuluyordu! Kural buydu, gazetecilik yapacaksın. Sokak dergisini biz 10 bin satarken kapattık, çünkü para yok. Üç kuruş paraya çalışıyoruz, ben dahil. Ben yayın müdürüyüm mesela, aynı parayı alıyorum muhabirle…

O yıllarda sizin çalıştığınız, çıkardığınız yayınlar satış veya reklam olarak yeterli gelir elde edemiyor muydu?

Reklam alıyordu ama reklam şöyle verilirdi: Satışın varsa reklam alırsın. Satışın yoksa sana niye reklam versinler, babalarının hayrına mı?

O rakamlar yetersiz mi bulunuyordu o zamanlarda?

Yetersiz bulunuyordu. Sonuçta Türkiye’de her zaman insanlar sola kuşkuyla baktılar, solcular dahil. Öyle bir tatsızlık da var Türkiye’de tabii. Günümüzde ise muhalif veya alternatif addedilen yayınlara reklam ambargosu var… Bir de Google algoritmasıyla bunların okunurluğu düşürüldü. Can çekişen bir sürü yayın var. Şu anda Türkiye’de AKP’nin elinde olmayan basın organı oranı yüzde 15 bile değil. Sen ya AKP’li gibi susacaksın ya yok olacaksın. Ben hiç böyle bir şey yaşamadım hayatımda. Yayınların yüzde 90’ı hükümet yanlısı olur mu ya?

ÖZAL VAR, DEMİREL VAR; BİR TEK DAVA YÜZÜ GÖRMEDİM BEN YA!

80’lerde nasıldı dağılım? Medya ortamı nasıldı?

Özgürce gazetecilik yapmaya çalışılıyordu. Bu adamlardan çektiğimizi biz Demirel’den, Özal’dan, Evren’den çekmedik. Bu kadar basit. Açıyorum televizyonu; “LGBTİ şu kadar kişi tutuklandı, yayın durdurma cezası verildi, yasaklandı, tutuklandı…” Böyle gidiyor… Ya böyle bir şey olur mu? Biz bunu hiç yaşamadık. 80’lerde söz konusu değildi. Bak diyorum, Özal var, Demirel var; bir tek dava yüzü görmedim ben ya! O kadar muhalif yayın yaptık.

Ama 1980 darbesinden sonra kapatılan gazeteler olmuştu?

Canım tabii ki olmuştu ama kısa sürdü. Bak Evrensel’e erişim engeli koymuşlar daha dün.

O yıllarda siz şahsen hiç baskıya uğradınız mı?

Şöyle derlerdi: “Gazeteyi, dergiyi kapattırmayın.” Çıksın, ona göre idare edin.

İşkenceci kapağı vardı Nokta’nın. O kapağa bir şey gelmedi mi?

Hayır. İfade vermişizdir en fazla. İnsan Doğramacı kapağında da hiçbir şey olmadı.

Medya patronlarının durumunu bugünle karşılaştırırsanız…

Bugünle karşılaştırmak hiçbir yerde geçerli değil, sırf medyada değil. Bu soruyu soranlara cahil derler.

“AYDIN DOĞAN’I SADECE BİR KERE GÖRDÜM BEN”

“Eskiden gazeteci patronlar vardı. Sonra iş değişti, Aydın Doğan gibileri geldi” falan deniyor ya… O farkı anlayalım diye…

Kapitalizmin de bir sınırı vardı. Bunlar onu da aştılar. 80’leri kıyaslarsan 80’ler bugüne göre bin kat daha özgür bir ortam sundu biz gazetecilere. Aydın Doğan’ın dergisini çıkarırken, işlerini yaparken (Radikal 2 ve Milliyet Sanat’ı kastediyor) hayatımda adamı bir kere gördüm ya! Patronu bir kere gördüm, o kadar. O da Hasan Cemal’e soruyordu; “Bu herif kim?” diye. Kıyaslaması zor biraz. Kıyaslanacak bir şey yok çocuklar. 2011’den sonra artık tamamen koptu her şey. Yok!

(Aydın Doğan) Sadece bir kere benim için Mehmet Yılmaz’a “O da saatli bomba gibi olmasın, biraz dikkatli olsun” demiş. O kadar. O da dolaylı geldi bana yani benim yüzüme değil.

Radikal 2 benim için çok önemli… Benim her zaman gurur duyduğum işlerden bir tanesidir. Çok özgür hissettim kendimi orada. Çok hoş insanlar yazdı. Mesela Yıldırım Türker… Fatih Özgüven… Bir sürü insan.

Peki gazetecilerin, özellikle muhabirlerin, editörlerin geçim koşulları nasıldı 80’lerde, 90’lara girildiğinde?

Paramızı alıyorduk. Zengin değildik ama ev kiramı ödüyordum, oğlumu Eskişehir’de okuttum. Hiç rüşvet yemedim. Oğlum da gazeteci oldu.

Tuğrul Eryılmaz’ın gazetecilik yıllarından izler taşıyan, Asu Maro’nun söyleşilerinden oluşan “68’li ve Gazeteci” kitabının kapağı.

Eskiden gazetecilik statü olarak daha makbul bir şeydi, insanlar saygı duyardı derler…

Gazetecinin kendisi kalmayınca saygısı da kalmaz zaten. Kalmadı pek gazeteci. Sağa bakıyorsun yok, sola bakıyorsun yok.

Geçmişte medyada kadın yöneticilerin yeri nasıldı?

Vardı kadınlar ama çok azdılar yani. Bizim yayın kurulunda bayağı kadın da vardı aslında ama nedense en tepeye çıkınca kadın sayısı eksilir. E şimdi hâlâ böyle Türkiye’de.

Ben genellikle kadınlarla çalışmayı başardım. Çünkü daha rahat çalışılıyordu onlarla ve kadınlar bizden çok daha dikkatliydi. Filiz Aygündüz Milliyet Sanat’ta, Nazan Özcan Radikal 2’de, Asu Maro, hem Milliyet Sanat hem Radikal’de. Bunlar çok değerli insanlardır. Nilgün Toptaş vardı, Radikal 2… Böyle bir sürü değerli çalışma arkadaşım vardı. Bunları söylemek istedim.

“Bugün şöyle bir yayın çıkarabilsem keşke” diyor musun hiç? Bir yayın modeli var mı kafanda?

Bu sistemde hayır. Bu yönetimle, bu iktidarla hayır. Çünkü yaptığın anda el koyuyorlar.

Bu sistem, bu yönetim olmasa… Nasıl bir yayın yapmak istersin?

Her türlü özgürlüğü yaratacak… Üç tane yasak vardır bende: Dinsel, cinsel ve etnik ayrımcılık. Bu üçü benim yasağım… Bunlara dokunulmayacak.

Dijital mi yaparsın, basılı mı?

Basılı yayın yaparım. Herkes bildiğini yapsın; haftalık yaparım.

TUĞRUL ERYILMAZ KİMDİR?

Tuğrul Eryılmaz 1946 doğumlu, 1968’i Ankara’da Siyasal’da karşılamış, gazeteciliğe TRT’de başlamış ve yarım yüzyılı aşkın bir süre bilfiil gazetecilik yapmış. Halen T24 Haber Sitesi’nde köşe yazarlığı yapıyor. Kendi deyimiyle “Neredeyse Türkiye’de ne kadar adı anılacak haber dergisi varsa ya bizzat o çıkartmış ya da yönetmiş.” Nokta, Sokak, Yeni Gündem, Aktüel, Tempo, Radikal İki. Ayrıca Cumhuriyet ve Yeni Asır gazetelerinde de çalışmış.

ETİKETLER:

YAZAR HAKKINDA:

Gazetecilik mesleğine 1998 yılında Radikal Gazetesi’nde başladı. Ardından Vatan Gazetesi ile internet haber siteleri Gazete Duvar, Kısa Dalga ve Artı Gerçek’te editörlük ve yöneticilik yaptı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI: