Yorum

Paris’te bir lokantadan delilik manzaraları

Silahlı polislerin geçen hafta Nice’te burkinili bir kadının başına dikilip, üstündeki burkiniyi çıkarttırmaya çalışması ciddi bir skandal olmuştu.

Birkaç gün bile geçmeden, geçen cumartesi akşamı internete bir video düştü. Paris’te, Le Cenacle lokantasının sahibi, lokantaya gelen iki örtülü kadına servis yapmayı reddediyor, dahası onları mekandan kovuyordu.

Diyalog gerçekten evlere şenlikti.

“Lokantamda sizin gibileri istemiyorum. Yeteri kadar açık mı?”

“Evet.”

“Ama hâlâ buradasınız?”

“Bize ırkçılar tarafından servis yapılmasını istemiyoruz zaten!”

“Irkçılar bombalarla kendilerini patlatıp insan öldürmezler. Yani, benim gibi ırkçılar.”

“Bombaları biz mi patlattık bayım?”

“Madam, teröristler Müslüman ve tüm Müslümanlar terörist. Bu cümle her şeyi açıklıyor. Bunu biraz düşünün.”

“Saçma şeyleri düşünmeye niyetimiz yok.”

“Seküler bir ülkede yaşıyorum ve istediğimi yapabilirim.”

“Biz de öyle!”

Bu tuhaf diyalog biraz daha sürüp gidiyor videoda. Lokantanın sahibi ısrarla çıkın diyor, kadınlardan biri ağlıyor, diğeri onu “polis şimdi gelir” diye teselli ediyor.

Olay büyüyor tabii.

Ertesi gün, lokantanın bulunduğu Tremblay bölgesinin Müslüman gençleri, lokanta sahibinden hesap sormaya geliyorlar. Bir açıklama istiyorlar.

Adam dışarı çıkıyor ve özür diliyor. “Bütün Müslümanlardan özür dilerim. Çıldırmış gibi davrandım, çünkü bugünlerde olup bitenler beni çok korkutuyor. Bataclan saldırısında bir arkadaşım öldü ve bu konuda çok hassasım. Müslümanlarla terörizm arasındaki ilişkiyi abartmış olabilirim.”

Şimdi, gelin bu olayı analiz etmeye çalışalım.

Bir kere baştan söyleyeyim, olayda kadınlar haklı ya da adam haklı diye düşünürseniz, yani taraf tutarsanız, tuzağa siz de düştünüz demektir.

Bu pisliği, 2000’li yılların yüz karası bu din savaşlarını icat edenler, zaten sizin taraf tutmanızı, taraf olmanızı istiyorlar.

Ben taraf olmayı reddediyorum.

Adamın “Tüm Müslümanlar teröristtir” lafı bana ne kadar zırva ve ırkçı geliyorsa, kadınların kovuldukları halde orada oturmaya devam etmeleri ve adamı mır mır konuşarak aklıselime(!) davet etmeleri (o arada harıl harıl video çekmeleri) o kadar zırva geliyor.

Hani, al birini vur ötekine derler ya, durum tam öyle.

Kendi hayat biçimlerini illaki bütün dünyaya dayatmaya çalışan, özgürlük ve demokrasi kavramlarını kendilerine yontmada pek becerikli Müslüman âleme de, korkak / bencil olan ve bunların neticesinde giderek faşistleşen Batı alemine de gıcığım.

Yani, taraflara şu soruları sorma hakkını görüyorum kendimde:

Ya arkadaşım, inancın gereği kapalısın, örtülüsün… Peki, içkinin her türlüsünün içildiği, kurbağaların salyangozların falan servis edildiği bu lokantaya gerçekten yemek yemek için mi gittin?

Ve lokantacıya da şu soru: Neden kapına “Çarşaflı kadınlar giremez!” şeklinde bir yazı asmıyorsun? Böylece kapılarına “Zenciler giremez!” yazanlardan hiçbir farkın olmadığı ve dünyanın 70 yılda gide gide bir pirinç boyu yol gittiği daha açık görülür!

Dünyanın hâli cidden hâl değil!

Bugün Müslümanlar tüm dünyanın nefret objesi halinde. Ve -hepimiz biliyoruz ki- bunun temelinde giyim kuşam alışkanlıkları yatmıyor.

Bunun temelinde katliamlar yatıyor.

Kendini Müslümanlık adına patlatanlar yatıyor. IŞİD gibi, Boko Haram gibi, tüyler ürpertici cinayetlerini dünyaya sunan örgütlenmeler yatıyor. Kadınları, çocukları köle gören, ezen, canı isterse öldüren bir zihniyet yatıyor.

Dünya Müslümanlardan korkuyor.

Evet, tüm o ileri uygarlıklarına rağmen Avrupa ülkeleri ve ABD, Müslümanlardan korkuyor. Çünkü kendini patlatan insanlara akılla, bilimle, sağduyuyla yaklaşabilmeniz mümkün değildir. Çünkü insanların sadece ‘adet’ olarak mühim oldukları Müslüman ülkelerle, Batı’nın ‘insan kalitesi’ni öne sürerek baş etmesi mümkün değildir.

Ne oldu da geldik bugünlere?

Kabaca söylersek, dünyayı yönetenlere her zaman bir ‘düşman’ lazım.

Dün o düşman komünizmdi, bugünse Müslümanlık.

Yani, bugün Batı dünyası kendi yarattığı Frankenstein yüzünden tirildiyor.

Müslümanlıktan bir canavar yaratmak için çok uğraştılar. Becerdiler de. Ve şimdi o canavar (doğal olarak) onları da yutmak istiyor.

ABD gibi bir ülkede Trump gibi bir palyaçonun başkanlığa oynamasının nedeni bu.

Avrupa ülkelerinde faşizmin hortlama nedeni bu.

Ve tüm Batı dünyasının, sıradan insanların delirmesinin nedeni bu.

Delirmeseler, Nice sahillerinde silahlı polisler cıbıldak insanların arasında dolanıp, burkinili kadınları zorla soymaya kalkmazlardı.

Lokantacılar örtülü kadınları kovmaya kalkışmazlardı.

İşin en acı tarafı şu: İnsanların birbirlerine nasıl kolaylıkla düşman edilebileceğini bir kez daha gördük. İki adet dünya savaşına, atom bombalarına, teknolojideki onca ilerleyeme ve şu iki binli yıllara rağmen!

Sonuç olarak… Bu meselede taraf tutamazsınız.

Sadece şunu düşünmek zorundasınız:

Tüm dünyayı kapsayacak bir barış, özgürlük ve demokrasi kavrayışı olmadan, eğitim ve bilimin olanakları tüm dünyaya eşit dağılmadan, zenginlikle yoksulluk arasındaki uçurumlar kapatılmadan, asla bir ‘dünya barışı’ olmayacak!

Yani, sen istediğin kadar gelişmiş bir ülke ol, silah üretip bunları gelişememiş ülkelere satıyorsan, ortalık karıştırıyorsan, alavere dalavere çeviriyorsan, savaşın yaktığı yıktığı şehirleri, ziyan zebil olan insanları, kan bataklığına dönen o bölgeleri sadece seyrediyorsan, o kan sana da sıçrar eninde sonunda. Sıçrıyor.

Dünyanın bir tarafında aşırı zenginlik, süper eğitim koşulları varken ama diğer tarafında aşırı yoksulluk ve dinlerle uyuşturulmuş, Orta Çağ karanlığına gömülmüş insanlar varken, hiç kimse, “Biz masumuz!” diye dolaşamaz ortalıkta.

Hepimiz suçluyuz.

Neslihan Acu

Neslihan Acu

İstanbul'da doğdu, 1995'ten bu yana İzmir'de yaşıyor. Boğaziçi Üni. Mühendislik Fak. mezunu. Gazeteciliğe İzmir Life dergisinde röportajlar yaparak başladı. Medyatava'da üç yıl medya yazıları, Yeni Asır'da dört yıl köşe yazıları yazdı. Yayımlanmış yedi romanı var: Meltem K'yı Kim Öldürdü, Kadından Donkişot Olmaz, Ne Güzel Bir Hiçlikti Aşk, Kuzgunun Şarkısı, Artık Ayrılsak Diyorum, İyi Tanrının Çocukları, Z Yalnızlığı.