Dosya

Yabancı gazeteciler anlatıyor: Türkiye’de haber yapmak zorlaştı

Norveçli gazeteci Sidsel Wold, İstanbul'dan yaptığı bir yayın sırasında
İktidarın uluslararası medyaya bakışına ilişkin bir perspektif sunan ve çok eleştirilen SETA raporunun ardından Türkiye’de görev yapan üç yabancı gazeteciye, son dönemde neler yaşadıklarını sorduk. İktidar temsilcilerinin “düşmanca tavrından,” haber materyallerine ve kaynaklarına erişimin zaman zaman engellenmesinden ve sarı basın kartı sorunundan şikâyet eden yabancı gazeteciler, Türkiye’de mesleklerini yapmanın giderek zorlaştığında hemfikir.

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETA) geçen ay yayımladığı “Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları” başlıklı rapor, “andıç” ve “fişleme belgesi” diye eleştirilmişti.

İktidara yakınlığıyla bilinen düşünce kuruluşunun raporu, bu açıdan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükûmetinin yabancı medyaya bakışına ilişkin bir perspektif sunuyordu. Türk gazetecilerin ardından, bir de Türkiye’de görev yapan yabancı gazetecilere, bu süreçte neler yaşadıklarını sorduk.

Norveç radyosu NRK’nin Türkiye temsilcisi Sidsel Wold üç yıldır İstanbul’da yaşıyor. Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Pakistan konusunda çalışıyor. Wold, Türkiye’de işini yaparken yaşadığı sıkıntıları şöyle aktarıyor:

“Yabancı gazetecilerle konuşurlarken sık sık endişelenen ya da gönülsüz olan, tereddütlü insanlarla karşılaşıyorum. Bazen AKP’ye sempati besleyen kişilerin bizlere karşı düşmanca tavır sergilediğini görüyoruz. Çünkü Türkiye’deki yabancı gazetecilerin Türkiye hakkında olumsuz haber yaptıklarını düşünüyorlar, ama bu doğru değil. Haberi tam olarak verebilmek için AKP’li isimlerle de konuşabilmek önemli.”

‘Artık burada hoş karşılandığımızı düşünmüyoruz’

Yabancı gazetecilerin Türkiye’de yaşadığı en büyük sorunların başında ise sarı basın kartı almak geliyor. Wold bu konuda aylardır sarı basın kartı alamayan yabancı uyruklu meslektaşları için endişeli olduğunu söylüyor.

Wold işini yaparken baskı hissetmediğini belirtiyor. Haberlerini yaparken otosansür de uygulamadığını ifade eden Wold, “Fakat belirli haberleri yaparken, kelimelerimi seçerken çok dikkat ediyorum” diyor. Türkiye’nin yabancı gazetecilere olan bakış açısını ise şöyle özetliyor: “Artık burada hoş karşılandığımızı düşünmüyoruz.”

‘Dini konular hakkında otosansür uyguladım’

2008’de Time Out İstanbul dergisinde çalışmaya başlayan Alexandra Ivanoff ise bugünlerde serbest gazeteci olarak görev yapıyor.

Ivanoff bu süreçte şahsen mesleğine ilişkin bir sorun yaşamadığını söylüyor. Ancak son dönemde Türkiye’deki gazetecilerin yaşadıkları sorunları bildiğini ifade ediyor:

“Sansür, haber kaynağı olacak materyal veya kişilere erişimin engellenmesi, bazı yerlerde haber yaparken karşılaşılan fiziksel tehlikeler gibi problemler var. Türkiye’nin güneydoğusunda Kürt meselesi hakkında haber yapan Hollandalı bir gazetecinin birkaç yıl önce tutuklandığını hatırlıyorum. Oldukça şanslıydı çünkü onu kurtarmak için çalışan bir meclis ve elçi vardı. Diğerleri onun kadar şanslı değil.”

Türkiye’de çalıştığı dönemde baskı hissetmediğini söyleyen Ivanoff, “Sadece dini konular hakkında otosansür uyguladım” diyor. İktidarın yabancı gazetecilere olan bakış açısına ilişkin ise Ivanoff, şunları söylüyor:

“Hükûmetin politikasının ne olduğundan emin değilim, çünkü son zamanlarda meslektaşlarımla basın politikalarının, basın kartı yenileme ve oturma izniyle birlikte, sıklıkla değiştiğini konuşuyoruz.”

‘Güneydoğu’da yolculuk yapmak istediğinizde işler zorlaşabiliyor’

Gazeteci Kiran Nazish, aynı zamanda Coalition for Women in Journalism’in kurucusu ve yöneticisi. Türkiye’de Nisan 2019 tarihinde faaliyete geçen grup, özellikle Güney Asya ve Latin Amerika’da faaliyet yürütüyor. Yaklaşık 500 kadar kadın gazeteci üyesi olan bu platform dünyadaki tüm kadın gazeteciler için bir ağ oluşturmaya çalışıyor.

Nazish “Kadınlar şiddete uğradığı gibi ayrımcılığa da çok uğruyor. Bir kere çok ciddi bir rekabet ortamında çalışılıyor. Yaşça küçük ve deneyimsiz olanlara daha acımasız davranılıyor. Zaten kadın olarak yenik başlıyorsun gazeteciliğe. Bu tabloyu değiştirmek istedik” diye anlatıyor söz konusu girişimi kurma nedenlerini.

2015 yılından beri Türkiye’de yaşıyor Nazish. Son dönemde Kürt meselesi hakkında daha yoğun çalıştığını söylüyor. Bu yıl da Türkiye-Suriye-Irak üçgenine ilişkin bir kitap çalışmasını bitirmeye çalışıyor. Bu konuda çalışırken sıklıkla sorunlar yaşadığını ifade ediyor Nazish ve ekliyor: “Ülkenin güneydoğusuna yolculuk yapmak istediğinizde işler zorlaşabiliyor.”

Haber anlatımı giderek ‘sabitleşiyor’

Türkiye’nin politik atmosferinin yabancı gazetecilerin çalışma koşullarını etkilediğini belirten Nazish, şu ifadeleri kullanıyor:

“Siyasi atmosferdeki sürekli değişimler çalışma ritmini, röportajlara ulaşma ve hatta röportaj yapma isteğini etkiler. Her ne kadar çoğu zaman çoğu gazeteci bu zorlukların üstesinden gelmek ve haberi yapabilmek için kendi yollarını yaratsa da, sansürün ve politik değişimlerin sürekliliği nedeniyle gazetecilerin Türkiye ile ilgili haber yapma biçimlerini değiştirdiğini görebiliriz. Bildiğiniz gibi bazı konularda haber yapmak yasaklanmıştır.”

Gazeteciler, siyasetçiler ve hukukçular tutuklanırken Türkiye’nin demokrasisine ilişkin derinlemesine haberler yapmanın yabancı gazeteciler için zorlaştığını belirtiyor Nazish. Bu nedenle haber anlatımının giderek “sabitleştiğini” ifade ediyor.

‘Türkiye’yi anlayabilme gücümüz azalıyor’

Nazish, şöyle diyor:

“Yabancı basının sansürlenmesi – onların cezaevi veya bazı göçmen kampları gibi anahtar yerlere erişimlerinin sınırlandırılması, küresel ölçekte Türkiye’yi bir ülke olarak anlayabilme gücümüzü otomatik olarak azaltır. Bu hem Türk vatandaşlarına zarar veriyor, hem de hükûmetlerin halkını yönetme yeteneğini etkiliyor. Yabancı kadın muhabirlerin Türkiye ile ilgili yapacakları haberler, ülkedeki insanlık durumunun, mücadelenin ve günlük atılımların daha iyi anlaşılmasını sağlar. Ancak bunun için, ülkenin her bölgesine sorgulanmadan ve gözaltına alınmadan girebilmeleri gerekir.”

Sarı basın kartı almak için yaşanan zorlukları Nazish de belirtiyor. “Yabancı bir ülkede sarı basın kartına başvurmak zorunda olma yükümlülüğünün gereksiz olduğuna inanıyorum” diyen Nazish, prosedürün zor olduğuna, zaman kaybettirdiğine ve serbest gazetecilerin kart alamadığına dikkat çekiyor.

‘Yetkililer gazetecilerin işini kolaylaştırmalı’

Türkiye’nin yabancı gazetecilere bakış açısının hiç değişmediğini düşünüyor Nazish. Daha uzlaşmacı bir sistemin yabancı gazetecilerin Türkiye’de daha kolay çalışmasını sağlayacağını ifade eden Nazish, şöyle devam ediyor:

“Şu anda yerli ve yabancı basında yapılan haberler bölünmüş durumda. Ya hükûmeti savunan ya da hükûmete karşı çıkan haberler yapılıyor. Bu, Türkiye demokrasisi için hiç iyi değil. Türk halkı ve hükûmeti için de. Hem devlet hem de vatandaşlar kendi çevrelerinde elde edemeyecekleri bilgilere gazeteciler vasıtasıyla erişmeyi hak ediyor. Daha iyi, gelişen, hoşgörülü bir demokrasi için, Türkiye’deki yetkililerin gazetecilerin işlerini kolaylaştırmasını öneriyorum.”


NE İÇİNDE NE DIŞINDA‘ DİZİSİNDE DAHA ÖNCE:

Dicle Baştürk

Dicle Baştürk

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünden mezun oldu. Mesleğe 2008 yılında Taraf gazetesinde muhabir olarak başladı. Aynı gazetede editör olarak devam etti. İMC TV’de program editörlüğü yaptı. Türkiye’de İktidar dergisinde Yazı İşleri Müdürlüğü yaptıktan sonra mesleğe freelance gazeteci olarak devam ediyor.