Bilişim Görüş

TikTok paradoksu: Dijital eşitsizlik internete erişim meselesi mi?

İnternete bedava erişim sağlayıp TikTok’a video yüklediğimizde, dijital eşitsizlikleri aşmış değil, sürdürmüş oluyoruz.

İnternet teknolojilerinin yaygınlaşması ile birlikte 1990’lardan itibaren en çok tartışılan kavramlardan biri dijital eşitsizlikler. İngilizce “digital divide” olarak anılan kavram, Türkçeye “dijital eşitsizlikler” ya da “sayısal uçurum” olarak çevriliyor. Bu yıl dördüncüsü düzenlenecek olan Yeni Medya Çalışmaları Ulusal Kongre de temasını yeni eşitsizlikler olarak belirledi. Bu yazıda kavramın ne anlama geldiğini, dijital eşitsizlik kavramının yalnızca teknolojiye erişim meselesine indirgenmesinin neden sorunlu olduğunu ve geniş perspektiften düşündüğümüzde ne tür eşitsizlikleri kapsadığını anlatmaya çalışacağım.

Dijital eşitsizlik, farklı sosyoekonomik düzeylere sahip insanların, hanelerin, ülkelerin ve coğrafi bölgelerin internet başta olmak üzere yeni iletişim teknolojilerine erişimindeki eşitsizlikleri anlatan bir kavram. Dijital eşitsizliğin daha geniş bir tanımı ise cinsiyet, yaş, sınıf, ırk ya da coğrafi konum faktörleri bazında internet teknolojilerine erişim ve internet kullanımındaki farklılıklar. Örneğin kadınların, yaşlıların, geri bırakılmış ülkelerin ve işçi sınıfının yeni iletişim teknolojilerine erişimi ve ondan yararlanmaları sorunlu ve eksik.

Bedava interneti TikTok’la harcamak

Kavram Birleşmiş Milletler kalkınma raporlarında da sıklıkla kullanılıyor. 2002 yılında BM Genel Sekreteri Kofi Annan kalkınma ve yoksulluğun azalması bağlamında dijital eşitsizlikleri yeni yüzyılın en acil çözülmesi gereken sorunlarından biri olarak tanımlamıştı. Yeni teknolojilerin tüm dünyaya yayılmasının ve tüm insanlık için erişilebilir olmasının gerekliliği üzerinde durmuştu.

Tüm bu kurucu metinlerde teknolojilere fiziksel erişimi önceleyen bir vurgu görüyoruz. Yani yeterli internet altyapımız ve erişimimiz olursa, sanki hayat bayram olacak. Elbette teknolojiye erişmek dijital eşitsizliği engellemenin ilk ve en önemli koşullarından biri. Ancak yeterli değil. Çünkü eşitsizlik kullanıcıların yetenek ve kullanım pratiklerinde de gözleniyor.

Yetersiz altyapı ve yüksek erişim maliyetleri elbette sorun alanları. Ama tek başına bunları çözmek yeterli değil. Örneğin bir politika olarak bedava internet vadettiğinizde, o internetin sıradan kullanıcılar tarafından nasıl ve ne amaçla kullanıldığını önemsememiş oluyorsunuz. Sahip olduğu internet paketini TikTok’ta video çekerek harcayanların dijital eşitsizlikleri önleyeceğini ya da sayısal uçurumu kapatacağını nasıl söyleyebiliriz? Dolayısıyla içerik üretmeye olanak sağlayacak teknoloji gelirse, içeriğin niteliğinin iyi olacağına dair fazla iddialı bir ön kabul var.

İnternete erişim fetişini aşmak gerek

“Tekno-kuşkucular” teknolojiye erişim meselesine indirgenen dijital eşitsizlikler kavramına kuşku ile bakıp; onu açmayı öneriyorlar. Çünkü mesele erişenler ve erişmeyenler arasındaki uçurumu yok etmekle bitmiyor. Bu durum kullanıcı pratiklerini görmezden gelmemize neden oluyor. Yalnızca ekipmana değil, o araçları kullanacak becerilere de sahip olmak gerekli. Oysa dijital okuryazarlık becerilerinde eksiklikler var.

Ayrıca vurguyu yalnızca yeniliğin öncüleri olan enformasyon elitleri ve bu yenilikten mahrum kalan diğerlerine odakladığımızda kadınlar, yaşlılar ve engelliler gibi dezavantajlı toplumsal kesimlerin erişim ve kullanım problemlerini görmezden geliyoruz. Oysa belgelerde ırk ve cinsiyet gibi kimlik temelli erişim problemleri üzerinde neredeyse hiç durulmuyor.

Dolayısıyla dijital eşitsizlikler şu başlığa indirgeniyor: Enformasyon zenginleri ve yoksullar… Metinlerde teknolojiye sahip olanın eninde sonunda gelişeceğine dair bir iyimserlik hakim. Yine köprü metaforunun çok sık kullanıldığını görüyoruz. Enformasyon otobanının öteki tarafına, yani gelişmiş ülkeler tarafına geçmek için IMF ve Dünya Bankası gibi Batı orijinli kuruluşları taklit ve transfer politikasının yürütülmesinin gerekliliği üzerinde duruluyor.

Şu an bu teknolojilere sahip olmayanların bir geçiş aşamasında oldukları ve sabretmeleri gerektiği vurgulanıyor. Bu bakış açısına göre, enformasyon ve iletişim teknolojilerine eriştiklerinde bu ülkelerde yoksulluk azalacak. Çünkü internet, zenginliği ve refahı arttırmanın doğal ve kaçınılmaz bir yolu olarak kabul ediliyor. Bilgi akışını elinde bulundurup pazarlayanların örtülü ve açık niyetleri ise görmezden geliniyor.

Silikon Vadisi dijital sosyalizmi müjdelemiyor

Sonuç olarak internet gibi iletişim hizmetlerine erişimi eşitlemek, diğer eşitsizlikleri zayıflatıp ortadan kaldırmaya yetmiyor. Sadece tüketimde eşitlik sağlıyor. Yani temel online hizmetlere ücretsiz erişim sağlandığında, tüm sorunlar çözülmüyor. Dolayısıyla Silikon Vadisi’nin müjdelediği dünya, Evgeny Morozov’dan ödünç alınan sözlerle “dijital sosyalizm” değil. Yani açlıktan ölmeniz halen bir ihtimal ama size internet açlığından ölmemeniz vadediliyor.

Dijital erişim çağımızın önemli bir sorunu. Üstelik teknolojiye sahip olma ve internete erişmeye indirgenemeyecek kadar geniş ve kapsamlı. Devlet ve özel sektörün enformasyon teknolojileri üzerindeki kontrolü, toplumsal baskı ve ön yargılar, kültürel farklılıklar, farklı sınıf ve kimliklere sahip bireylerin kullanım pratikleri enformasyon teknolojilerine erişim meselesi kadar önemli.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – TİKTOK: TÜRKİYE’NİN AYNASINDA TEŞHİR VE SAMİMİYET 

Bilge Narin

UMass Department of Communication'da doktora sonrası araştırmacı olarak bulunuyor. Doktora ve yüksek lisansını Ankara Üniversitesi SBE Gazetecilik Anabilim Dalı'nda tamamladı. ODTÜ Bilim ve Teknoloji Politikası Çalışmaları programında ikinci yüksek lisans eğitimini bitirdi. 2005-2010 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde İletişim Daire Başkanlığı'nda 'Basın ve Tanıtım Uzmanı' unvanıyla görev yaptı. Halen Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde araştırma görevlisi.

Journo E-Bülten