Haber

TGS raporu: Kısa çalışma suistimal ediliyor, ‘Kod 29’ tehdit için kullanılıyor

Fotoğraf: İsa Terli / AA

Türkiye’deki ilk COVID-19 vakasının resmen kamuoyuna açıklanmasının üzerinden bir yıl geçti. En az 21 gazetecinin hayatını kaybettiği salgının birinci yılı dolarken Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), 1.206 gazeteci ve basın çalışanı ile 12 ay boyunca sahada yaptığı görüşmelerin sonuçlarını açıkladı.

Rapora göre salgın, medyadaki ekonomik ve sosyal sorunları derinleştirdi. Birçok işveren, kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin gibi uygulamaları suistimal ediyor. Yasağa rağmen tazminatsız işten çıkarmanın aracı hâline getirilen “Kod 29” ise çalışanları tehdit amacıyla kullanılıyor.

TGS’nin Mart 2020–Şubat 2021 dönemindeki 12 ay boyunca sahada yaptığı mülakat ve gözlemler, raporda birincil kaynak olarak kullanıldı. İstanbul dâhil 19 şehirde toplam 1.206 gazeteci ve basın çalışanı ile görüşüldü, 22 iş yeri ziyaret edildi.

Görüşmecilerin ortak özellikleri; aktif istihdamda olan tam zamanlı basın sektörü çalışanları ve serbest gazeteciler olmaları. Resmi istatistikler, emek ve meslek örgütlerinin konu ile ilgili açıklamalarından da raporda ikincil kaynak olarak yararlanıldı.

TGS Mesleki Haklar Uzmanı İlyas Coşkun‘un hazırladığı ve “küresel salgının, medya çalışanlarının ekonomik ve sosyal haklarında ne gibi kayıplara sebep olduğunu” ortaya koymayı amaçlayan rapordan öne çıkan bulgular şöyle:

Salgın işsizlik sorununu büyüttü

  • TGS, “Basın, Yayın ve Gazetecilik” iş kolunda faaliyet gösteriyor. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın açıkladığı Ocak 2021 istatistiklerine göre bu iş kolunda kayıtlı çalışan sayısı 92.350. “Gazetecilik” faaliyet alanındaki alt sınıflarda 23.504 çalışan var. Bu iş kolunda sendikalaşma oranı %7,27. Medya sektöründeki toplu iş sözleşmeli 8 işletmenin 7’sinde TGS yetkili.
  • Gazetecilik bölümü mezunları içinde işsizlik oranı resmi iş gücü istatistiklerine göre 2016’da %19,2; 2017 yılında %19,1; 2018’de %23,8 oldu. 20 Mart 2020’de açıklanan istatistiklere göre ise 2019 yılında bu oran %21,8 idi. 2018 yılında olduğu gibi 2019 yılında da gazetecilik bölümü mezunları, sosyal hizmet mezunlarının (%24) hemen ardından işsizliğe en fazla maruz kalan kitle.
  • Her ne kadar bir önceki yıla göre gazetecilik mezunları içinde resmi işsizlik oranı az da olsa bir düşüş gösterse de, TGS uzmanları, gazeteciler arasında işsizlik oranının kayıt dışı istihdam ile birlikte %25-30 seviyelerinde olduğunu tahmin ediyor. İşsizliğin görece yüksek olmasının, gazeteciler içinde güvencesiz çalışma koşullarının yaygınlaşmasına ve iş güvencesinde kırılganlığın artmasına neden olan önemli bir sorun olduğu belirtiliyor. Bu sorunun, küresel salgın ile birlikte daha da büyüyen bir tehdit olduğu, sahada yapılan görüşme ve gözlemlerden çıkarılan sonuçlardan biri.
  • TGS raporunda, Olay TV’nin yayın hayatına başlamasının hemen ardından kapanmak zorunda bırakılmasının hem basın özgürlüğü, hem de gazetecilerin iş güvencesi bağlamında dikkatle incelenmesi gereken bir örnek olduğu vurgulandı.

Sorun ve talepler

Sendika yöneticileri ve uzmanlarının sahada yaptığı mülakatlarda, görüşmecilerin dile getirdiği sorun ve taleplerde bir dizi benzerlik görüldüğü raporda belirtildi. Bunlar şöyle:

  • Kısa çalışma ödeneğine başvurulan işletmelerde çalışan gazetecilerin gelirlerinde yaşanan düşüş
  • Kısa çalışma ödeneği kapsamında olmasına rağmen işveren tarafından tam zamanlı çalışmaya zorlanma
  • Kayıt dışı çalışmaya zorlanma
  • Ücretsiz izne çıkarılma nedeniyle gelirde düşüş
  • Ücretsiz izne çıkarılmasına rağmen işveren tarafından tam zamanlı çalışmaya zorlanma
  • Ücretsiz izne çıkarma ile tehdit edilme
  • “Kod-29” ile işten çıkarılma tehdidi
  • Evden çalışmaya geçilen işletmelerde iş yükünün artması
  • Evden çalışmaya geçen gazetecilerin gerekli ekipmandan yoksun olması
  • Fazla mesailerin tespiti ve ödenmesi ile ilgili anlaşmazlıklar
  • Tatmin etmeyen ücret seviyesi ve ücret zammı
  • Ücret ödemelerinde yaşanan aksaklıklar
  • Yol ve/veya yemek parası ödemelerinde gecikmeler ya da iptaller
  • İş sağlığı ve güvenliği önlemlerindeki yetersizlikler
  • Pandemi ile daralan ekonomik faaliyetler nedeniyle gazetecilerin iş güvencesinde aşınma
  • Sendikal hak ve güvencelerin kapsamı hakkında bilgi eksikliği

Temel ihtiyaçlar karşılanamıyor

Raporda, özellikle yerel medyadaki gazetecilerin, kısa çalışma ve ücretsiz izin ödeneğinin işverenler tarafından suistimal edilerek “işçilik maliyetini azaltmak için kullanıldığını” ve gazetecilerin tam zamanlı çalışmaya zorlandığını ifade ettikleri belirtildi. Gerçekten kısa çalışma ödeneği kapsamında olan ya da ücretsiz izne gönderilen gazeteciler ise yapılan ödemelerin yetersizliğinden şikâyetçi. Özellikle ücretsiz izin ödeneği olarak devlet tarafından sunulan maddi desteğin, temel ihtiyaçları karşılamaktan çok uzak olduğu vurgulanıyor.

Medyada salgın öncesinde de yaygın olan sigortasız çalıştırma, varlığını sürdürüyor. Ulusal medyada görülen işe girişte üç ay sigortasız çalışmaya zorlama pratiği, yerel medyaya doğru gittikçe bir yılı bulabiliyor. Sağlık hakkına erişimde sigortalılığın ne derece önemli olduğu salgın döneminde bir kez daha görülürken, işverenlerin bu süreçte kayıt dışılıkta ısrar etmesinin ciddi mağduriyetlere neden olduğu da ifade ediliyor.

Kod 29 işten çıkarma yasağını delmek için kullanılıyor

“Kod 29” uygulaması, “işçinin ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışlar sergilemesi” durumunda iş akdinin feshedilebileceğini öngörüyor. Kod 29 ile işten çıkarılan çalışan; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve işsizlik ödeneğine hak kazanamıyor.

Rapora göre bazı işverenler bu maddeyi salgın döneminde işten çıkarma yasağını delmek için kullanıyor. Özellikle yerel medya patronları, işyerinde ya da çalışma düzenindeki usûlsüzlükleri dile getiren medya çalışanlarını “Kod 29” ile işten atmakla tehdit ediyor. İyi bir ücret artışı isteği, fazla mesailerin ödenmesi, artan iş yükünün çözüme kavuşturulması konusunda talepte bulunan çalışanların karşısına, “ücretsiz izne gönderme” ya da “Kod 29 ile işten çıkarma” tehdidi konuluyor.

Ekipman eksik, fazla mesai ödenmiyor

Evden çalışma ve bununla beraber artan iş yükü, medya sektöründe adil bir çalışma düzeni kurma mücadelesinde gittikçe artan öncelikler oluyor.

Evden çalışmaya geçen gazetecilerin çoğu, çalışma saatlerinin arttığı ve bundan olumsuz etkilendiklerine dair şikâyette bulunuyor. Evden çalışmaya geçilmesiyle yemek ödemesinin kesilmesi, çalışma sürelerinin belirsizleşmesi, kalabalık ev ortamının çalışmaya izin vermemesi, ev içi işler ve bakım emeği ile birlikte özellikle kadın gazetecilerin yüklerinin artması dile getirilen rahatsızlıklar.

Evden çalışma düzeninde artan iş yükü kadar, eksik ve yetersiz ekipman da sorun oluyor. Ergonomik çalışma ekipmanının eksikliğinin orta ve uzun vadede gazeteciler üzerinde bir dizi sağlık sorununa yol açması muhtemel. Birçok görüşmeci, bu konuda işverenlerinin kayıtsız kalmasından da şikâyetçi.

Hem evden hem de işyerinden çalışan gazetecilerin ortak sorunlarından bir diğeri ise fazla mesai ödemeleri. Ödemeler geçmişe kıyasla salgın döneminde gecikti veya hiç yapılmadı. Fazla mesailerin tespiti ve ödenmesi gazeteciler için her zaman sorun olmakla birlikte işverenlerin, işsizlik baskısı ve salgının neden olduğu ekonomik daralmayı kullanarak fazla mesai ödemelerini yapmaya yanaşmadıklarına dair şikâyetler TGS’ye iletildi.

Maaşlar gecikiyor, ek ödemeler yapılmıyor

Görüşmecilerin neredeyse tamamı, 2021 yılı için tatmin edici bir ücret artışı konusunda ümitsiz. En azından gerçek enflasyon oranında yıllık ücret zammı almaları gerektiğini ifade eden çok sayıda görüşmeci, “patronun buna yanaşmadığını” ya da “yanaşmayacağını” söyledi. Ayrıca mevcut durumda ücret ödemelerinde gecikmeler yaşayan gazeteciler, iyi bir zammın yanında ücret ödemelerinin zamanında yapılması talebini de dile getirdi. Gazeteciler, ücret gecikmelerinin mesleğe olan heveslerini kırdığını vurguladı.

Ücret ödemelerinde sorun yaşamayan kimi gazeteciler ise bireysel iş sözleşmeleri kapsamında yapılması gereken yol ve yemek ödemelerinin gerçekleşmemesinden şikâyet etti. Bu hususta işverenleri ile diyaloğa giren kimi çalışanlar, ekonomik sorunların kendilerine gerekçe gösterildiğini belirtti. Kimi gazeteciler ise “Biz en azından zamanında ücreti ödüyoruz. Dışarıda işsiz kaç tane gazeteci var” sözleriyle işverenler tarafından üstü örtülü olarak tehdit edildiklerini söyledi.

21 gazeteci COVID-19’dan öldü

Dile getirilen sorunlar içinde yetersiz iş sağlığı ve güvenliği önlemleri, gazeteciler için hayati bir husus. İsviçre merkezli Press Emblem Campaign (PEC) verilerine göre son bir yılda 68 ülkeden en az 840 gazeteci yeni tip koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi. PEC, bu sayının İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana medya sektöründeki en ağır kaybı ifade ettiğini belirtti.

Türkiye’de de en az 21 gazeteci COVID-19 nedeniyle yaşamını yitirdi. Hem ulusal hem de yerel medyadaki gazeteciler içinde sahada çalışan muhabirler, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili en çok sorun yaşayan kesim oldu.

Salgının ilk döneminde maske, dezenfektan ve diğer tedbirler konusunda yaşanan sorunlar kısmen çözülmüş olsa da eksiklikler ne yazık ki bir yıl sonra bile varlığını sürdürüyor. Özellikle televizyon kanallarında vardiyalı çalışma düzenine geçilmemesi ve çalışma ortamının yeterli havalandırmadan yoksun olması, çalışan sayısının yüksek olduğu kurumlarda çok sayıda vakanın görülmesine neden oldu.

Bulaşı riski üzerine yaptırılan PCR testlerinin masrafının gazetecilere ödetilmesi adeta genel bir kural haline geldi. Ayrıca bazı yöneticilerin ya da işverenlerin, testi pozitif çıkan gazetecilere, “temaslı mesai arkadaşlarının ismini vermemesi” yönünde “telkinde” bulunması da yapılan şikâyeler arasında. Türkiye’de kapsamlı ve hızlı bir aşılama pratiğinin olmaması ya da kamusal faaliyet yürüten gazetecilere aşı programında öncelik verilmemesi de dile getirilen sorunlardan.

Çözüm ‘sendikal aşılama’

Rapora göre özellikle 2020’nin sonuna doğru gazetecilerle yapılan görüşmelerde odak noktası, sorunların dile getirilmesinden çok, kolektif olarak nasıl çözülebileceğine kaydı. Sendika üyelik süreci, toplu pazarlığın kapsamı ve süresi, sendikal hak ve güvenceler hakkında sorular ağırlık kazandı.

Görüşmelerde gazeteciler, “ücret zammı, ikramiye, çalışma süreleri, iş ve görev tanımı” gibi başlıklarda, toplu iş sözleşmeleri ile ne yapılabileceğine yönelik soruları sendika uzmanlarına yöneltti. Sorun ve taleplerin ortaklaşması kadar, görüşmecilerin de ezici oranda sendikasız işletmelerde çalışıyor olması dikkat çeken diğer bir unsur oldu.

Rapor, bunun iki nedeni olabileceğini belirterek şu ifadelerle noktalandı:
“Birincisi toplu iş sözleşmeli işyerlerinde bu tür sorunlar doğar doğmaz işyeri temsilcileri ve sendika yöneticileri vasıtasıyla çözüme kavuşturulması, büyümesinin engellenmesidir. İkinci olarak ise yine toplu iş sözleşmelerinin; ücret miktarı ve zammı, çalışma süreleri, fazla mesai ödemeleri, yol ve yemek yardımı, ikramiye gibi konularda gazetecilere bir netlik ve güvence sağlamasıdır. Diğer bir deyişle kolektif mücadele ve sendikalaşma ile elde edilen toplu iş sözleşmeleri, ekonomik ve sosyal alandaki gerilim ve sorunlara karşı bir ‘aşı’ görevi görmüş ve başarılı olmuştur.”

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR – ‘GAZETECİ KADINLAR SALGINDA AYRIMCILIĞA UĞRADI’

Journo

Journo

Yeni nesil medya ve gazetecilik sitesi. Gazetecilere yönelik bağımsız bir dijital platform olan Journo; medyanın gelir modellerine, yeni haber üretim teknolojilerine ve medya çalışanlarının yaşamına odaklanıyor, sürdürülebilir bir sektör için çözümler öneriyor.

E-Posta Aboneliği