Görüş

“Sadece ıvır zıvır şeylerle uğraşıyorsanız siz gazeteci değil, şovmensiniz”

Bu içerik için DALL-E 3 yapay zekâ modeline ürettirdiğimiz temsili görsel. Komut: "Palyaço ve gazeteci, arkaplanda Boğaz Köprüsü" (Parmaklara ve diğer tuhaf detaylara dikkat :)

ABD’nin saygın gazetecilerinden James Fallows, dünyanın en ünlü gazetecilik okullarından Medill’in 1996 haziranında düzenlenen mezuniyet töreninde bir konuşma yapmıştı. Genç gazeteci adaylarına mesleğin keyifli ve zor yönlerini anlatan Fallows’un konuşmasından bir bölümü, Journo’nun “Temeller” yazı dizisinde ilk kez Türkçe yayımlıyoruz. Fallows’a göre demokraside özel bir role sahip olan gazetecilerin asıl sınavı, “önemli” ve “ilginç” arasında köprü kurmaktır. Bu unsurlardan biri olmazsa gazetecilik eksik kalır.

Gazetecilik yapmanın keyfi, aramızda bir sırdır. Şimdi sizin de katılmak üzere olduğunuz gazeteci “kumpanyasını” sıradan insanlardan ayıran temel özellik belki de budur. İnanılması güç de olsa gazete, dergi ve kitap çalışanları, resmî olarak Amerikan ekonomisinin imalat sektöründe sınıflandırılıyor. Bu durum kulağa saçma gelse bile, bir üretim yaptığımızın resmen kabul edildiği anlamını taşıyor.

Biz gazeteciler bir konu hakkında bilgi ediniriz ve ardından bir sonuç alırız. Bir toplantıda takdir edilmekten veya şirket hiyerarşisini sarsmaktan fazlasını yaparız. Çabalarımız bir ürüne dönüşür; bir makale, başyazı, fotoğraf, TV veya radyo yayını gibi… İçinde bulunduğumuz türden üretimin parçası olan herkes, ürünümüzün ortaya çıkışıyla her gün deneyimlenen o mucize duygusunu bilir. Gazete her gün mutlaka çıkar, haber bülteni hep vaktinde yayımlanır.

İşbirliği, görevlendirme, başlık yazma ve haberi kısaltma gibi süreçlerdeki binlerce adımı düşündüğümüzde, birlikte çalışan insanların neler yapabileceğine dair şaşkınlığı ve gururu hissetmeye hakkımız vardır. Bir manşetin nasıl atıldığını düşünmek bile yeter: İnsanlar onun önünden geçip gider ama yazarı, o manşetin her gün kaleme alınan bir tür şiir olduğunu bilir.

Sahiden gazeteci olup olmadığınızı da böyle test edebilirsiniz. Gerçek gazeteciler, iki gün önce gördükleri bir manşetteki mesajı kınasalar bile ondaki sanatı takdir edebilirler. NBA finallerinin dördüncü maçından sonra ben de bunu yaşamıştım. Manşetin başlığı “Sweepless in Seattle” idi [İngilizce’de “Sleepless in Seattle” filmine kelime oyunlu bir gönderme]. Haberler ve makaleler başlıklardan uzundur ama karmaşık bir mesajı haikular gibi sınırlı bir yerde verme mücadelesi hepsinde görülür.

Bir konudan diğerine atlama lüksüne sahibiz

Ben zamanla gazetecilikte başka tatminler buldum. Bir haberi son teslim tarihine yetiştirmek ve yangınları izlemek gibi keyifler söndüğünde bile gazetecilik coşkumu bu sayede korudum.

Bu meslekte hayatlarımız boyunca yeni yeni konuları öğrenme hakkına sahibiz. Belirli bir mesele, bir politikacı veya dünyanın farklı bir bölgesi hakkında merakımızı tatmin etmek için bir gün, bir hafta, bir ay, bir yıl harcayabiliriz ve sonra, normal dünyadaki insanların yapamayacağı bir şeyi yapıp bambaşka bir konuya atlayabiliriz.

Kamuoyunun tanıdığı kişileri hedef alan ve elbette basındaki meslektaşlarımız tarafından yönetilen o inanılmaz kişisel denetimden kendimizi muaf tutarak, çağımızın en büyük meselelerine dair tartışmalara katılma ayrıcalığına sahibiz.

Ve çok önemli şeyler yapabiliriz. Bir doktor, bir din adamı, bir öğretmen veya bir ebeveyn, gazetecilerin genellikle nadiren ulaşabileceği bir seviyede başkasının hayatına doğrudan ve olumlu bir etkide bulunur. Aslında mesleğimizin doğası budur: Etkili bir gazeteci, tıpkı etkili bir polis memuru gibi, doğrudan temaslarının çoğunu, bunu hiç de istemeyen kişilerle kurmak zorunda kalır.

Gazeteciler demokrasinin sinir sistemidir

Fakat bizler, kolektif olarak kültürümüz için önemli olabiliriz ve öyle olmalıyız. Demokratik bir toplumun istihbarat sistemi, duyu organlarının sinirleriyiz. Biz, insanların bizzat gözlemleme şansına sahip olmadıkları eğilimler, sorunlar ve olasılıklar hakkında bilgi alabilecekleri temel ve bazen tek aracız. Basının baskı altında ve gazetecilerin tehlikede olduğu ülkeleri ziyaret edip oradaki insanların ürünümüz olan haberlere ne kadar aç olduklarını görünce ne denli önemli olduğumuzu hatırlarız.

Hükûmetimizin yapısını düşünüp mesleğimizin ABD Anayasası tarafından nasıl özel bir korumaya alındığını fark edince şunu da anımsarız: Bizi insan olarak çok sevdiklerinden değil, demokrasinin saat gibi işleyen yapısında sağlıklı bir basının olmazsa olmaz bir dişli olduğunu bildiklerinden bize bu özel korumayı sağladılar. Gazeteciler hükûmeti halka ve her ikisini gerçekliğe bağlar. Gazetecilik düzgün çalışmıyorsa sistem çalışmaz.

Bu hayatî mekanizmanın yıprandığını ve kusurlu olduğunu gösteren, sayıları giderek artan delillerden muhtemelen haberdarsınız. Bazı dişliler kırıldı, tüm sistemin çalışması için kritik önem taşıyan anlarda tutukluk yapıyorlar. Bunu bu okuldaki sınıflarınızda siz de duydunuz. Yarın bir haber merkezinde çalışmaya başladığınızda veya bir barda eğlenirken yine duyacaksınız. Size neyin yanlış gittiğini anlatan tartışmalı analizler yapılacak.

Habercilerin alışkanlıklarının ve kültürünün bu meslekte etkin bir özdenetimi nasıl zorlaştırdığına, genelde önemli olandan ziyade acil olana niye odaklandığımıza, toplum için son derece gerekli olan denetim rolümüzü gerçekleştirirken insanların itibarını sıfırlayıp hayatlarını ayaklar altına neden aldığımıza, bireylerin kendilerini bir özyönetimin katılımcısı gibi değil de izleyicisi gibi hissetmesine niçin sebep olduğumuza, bugünlerde sektörümüzün büyük bir bölümünün dev holdinglerin eline geçmesinin anlamına ve tüm bunlar olurken iyi gazeteciliği sürdürmenin imkânsız olup olmadığına dair analizler…

Medyanın özeleştirisi, kendisini geliştirmek için olmalı

Bu tartışmaları duyduğumda veya onlara katıldığımda, çocukken binlerce kez okuyup ezberlediğim bir dua kitabındaki şu sözler aklıma gelir: “Yapmamız gerekenleri yapmadık, yapmamamız gerekenleri yaptık, işte bu yüzden sağlığımızı kaybettik.” 1549 yılında yayımlanan Ortak Dua Kitabı’nı yazanlar sözlerini sakınmamıştı. Bu tür dualar ve başka dinlerdeki muadilleri sadece bir özeleştiri olarak değil, aynı zamanda bir gelişim aracı olarak da önemli. Günümüzdeki gazetecilik tartışmaları da işte böyle olmalı.

Çünkü gazetecilik dışarıdan düzenlenemez veya yönlendirilemez. Zanaatımız, içeriden sürekli bir özdenetime en çok ihtiyaç duyulan meslektir. Yaptığımız işin titizce incelenip geliştirilmesi için meslek hayatınız boyunca sizin de sürekli çalışacağınızı umuyorum. Okurlarınızla yeniden bağ kurmanın yollarını düşüneceksiniz. Bunu yaparken, sadece odak gruplarına katılanların söylediklerine bakıp onların sizden duymak istediklerine bel bağlamayacaksınız.

James Fallows 1997’de yayımlanan “Breaking the News” adlı kitabında, özellikle televizyonlarda gazeteciliğin yerine eğlence ve sansasyonun ağır basması yüzünden ABD’de demokrasinin tehlikede olduğu uyarısında bulunuyordu.

Tıp ve eğitimde olduğu gibi bu mesleğin de kâr etmekten çok daha fazlası olduğunu hiç unutmadan, gazeteciliğin bir iş olarak hayatta kalması için farklı yöntemler icat edeceksiniz. Hayatın diğer alanlarında olduğu gibi bilgi arzının da ekonomi, eğitim ve ırk ekseninde giderek bölünüp parçalandığı bu çağda, biz vatandaşları ortaklaştıran bilgileri veren önde gelen televizyonlar ve gazetelerden oluşan kitle medyasını canlandırmanın yeni yollarını umuyorum ki keşfedeceksiniz.

Kısacası sizi meşgul edecek çok iş var. Ama izin verirseniz size tek bir hedef göstereyim. Bu zorluğu aşmanız, diğer sorunların da üstesinden gelmenize yardımcı olacak. Nasıl bir gazeteci olursanız olun, kendinizi çektiğiniz sınav ve her gün uğruna çabaladığınız hedef, önemliyi ilginç kılabilmektir.

İlginç konulara dikkat çekebilmek marifet değil

Durun açıklayayım. Bazı olgu ve duygular tarih boyunca hep dikkat çekici olmuştur. Şiddet. Seks. Esrar. Ölüm. Güzellik. Açgözlülük. İhanet. Dedikodu. Güçlünün zor duruma düşüşündeki dram. Kendiliğinden ilginç olan bu tür temalarda izlerkitlenizin ilgisini çekmek hiç de zor değildir. Bunlar Homeros’tan Jane Austen’a dek büyük edebiyatçıların hammaddesi olmuşlarsa da bir gazeteci, Prens Charles ve Lady Diana hikâyesine veya OJ Simpson davasına izleyicileri kolayca çekebilir. Bu tür konularda insanların ilgisini çekmek, yerçekiminin zayıf olduğu Ay’da yüksek atlama rekoru kırmak gibidir.

Diğer uçta ise önemli konuları sıkıcı hâle getirmek vardır ki bu da zor değil. Gazeteciler bunu da her gün yapar!

Ne insanların zaten sahip olduğu iştahı tatmin edebilmeniz, ne de “esaslı” bir bilgiyi hiç ilgi çekmeyecek biçimde yeniden paketleyebilmeniz becerilerinizin gerçek sınaması ve aslında gazeteci olarak nihai etkinizin ölçüsüdür. Bu sınama ve ölçü, söz konusu iki alan arasında bir köprü kurmanız ve insanların önemli olana ilgi göstermesini sağlamanızdır.

Sadece ıvır zıvır şeylerle uğraşıyorsanız siz gazeteci değil, şovmensiniz. ABD Anayasası’nın Birinci Ek Maddesi şovmenleri değil gazetecileri korumak üzere tasarlanmıştı. Ama bir gazeteci olarak insanların dikkatini çekip onları eğlendirme görevinizi de ihmal edemezsiniz, yoksa kimse söylediğinizi okumaz, izlemez ve dinlemez. Sonuçta hayatınızın okuma ödevleriyle geçen bir dönemi, mezuniyet gününüzde sona eriyor.

  • ABD’de 1949’da doğan James Fallows; Slate, The New York Times Magazine, The New York Review of Books, The New Yorker ve The American Prospect gibi dergilerde çalıştı. U.S. News & World Report gazetesinin yayın yönetmenliğini yaptı. Çok sayıda kitap yayımladı. Fallows’un Haziran 1996’da Northwestern Üniversitesi’ndeki Medill Gazetecilik, Medya ve Pazarlama Okulu’nun mezuniyet töreninde yaptığı bu konuşmanın orijinalini ilk kez, daha önce aynı yazarın yazılarına yer veren The Atlantic dergisi şu sayfada yayımlamıştı. Bu konuşmanın üstteki bölümünü Journo ilk kez Türkçe’ye tercüme etti. Metindeki arabaşlıkları da biz ekledik.

İLGİLİ: TEMELLER YAZI DİZİSİ

Murrow’un tarihi konuşması: “TV haberleri izleyiciyi yatıştırmamalı, kaşındırmalı”

Gazeteciliğe karşı propaganda: Muhabir önce hakikate mi bağlıdır, yoksa ülkesine mi?

Haberleri umursayan kaldı mı? The Wire dizisini yaratan gazeteci yazdı

Journo

Yeni nesil medya ve gazetecilik sitesi. Gazetecilere yönelik bağımsız bir dijital platform olan Journo; medyanın gelir modellerine, yeni haber üretim teknolojilerine ve medya çalışanlarının yaşamına odaklanıyor, sürdürülebilir bir sektör için çözümler öneriyor.

Journo E-Bülten